25 Mart 2010 Perşembe

Elmalı Pasta

hani bazıları vardır, sıkılınca dolabın kapağını açar ve yiyecek birşeyler arar. ben böyle insanlara şaşırırım hep, çünkü ben sıkılınca iştahım tamamen gider. ama sıkıntıdan birşeyler pişiririm çoğu zaman. yemekten ziyade pişirmekten zevk alanlardanım anlayacağınız. mutfağa girince kendimi öyle mutlu hissediyorum ki.. hele bir de hazırladığım şeyler eşim ve zeynebim tarafından beğenilmişse değmeyin keyfime:)
işte dünde malum sıkıntıma başka türlü çare bulamayınca mutfağa attım kendimi ve uzun zamandır yapmadığım elmalı pastamı (kek mi demeliyim yoksa?) hazırladım. ve bir akşamda ev halkı tarafından silinip süpürüldü. zeynebim sabah gözünü açar açmaz ''anne enmanı mama yiicem'' dedi ama.. artık çok geçti:)

malzemeler:
3 su bardağı un
1 çay bardağı sıvıyağ
1 çay bardağı eritilmiş tereyağ
1 fincan süt
1 pk. kabartma tozu
elmalı harç için:
1 kg. elma
1 su bardağı şeker
1 çay bardağı iri dövülmüş ceviz
1/2 tatlı kaşığı tarçın
üzeri için:
1 çay bardağı pudra şekeri
hindistan cevizi
hazırlanışı: un, süt, sıvıyağ, tereyağ, kabartma tozunu karıştırıp yoğuruyoruz. hamurumuz hazır oldugunda ikiye bölüp bir parçasını 30 dk. kadar buzlukta bekletiyoruz. diğer parçasını merdane ile açıp tepsimize yerleştiriyoruz.
elmaları soyup rendeliyoruz ve yarısına şeker ilave ederek yumuşayana kadar pişiriyoruz. pişmemiş elma rendesi ile tarçın ve cevizide katarak karıştırıp tepsiye yerleştirdiğimiz hamurun üzerine seriyoruz.
buzluktaki hamurumuzu alıp rendenin iri tarafı ile tamamen kapanacak şekilde elmaların üzerine rendeliyoruz.
170 derece fırında altı üstü pembeleşene kadar pişiriyoruz. üzerine bolca pudra şekeri ve hindistan cevizi serperek servis ediyoruz.
Afiyet Olsun:)

Elmalı Pasta

hani bazıları vardır, sıkılınca dolabın kapağını açar ve yiyecek birşeyler arar. ben böyle insanlara şaşırırım hep, çünkü ben sıkılınca iştahım tamamen gider. ama sıkıntıdan birşeyler pişiririm çoğu zaman. yemekten ziyade pişirmekten zevk alanlardanım anlayacağınız. mutfağa girince kendimi öyle mutlu hissediyorum ki.. hele bir de hazırladığım şeyler eşim ve zeynebim tarafından beğenilmişse değmeyin keyfime:)
işte dünde malum sıkıntıma başka türlü çare bulamayınca mutfağa attım kendimi ve uzun zamandır yapmadığım elmalı pastamı (kek mi demeliyim yoksa?) hazırladım. ve bir akşamda ev halkı tarafından silinip süpürüldü. zeynebim sabah gözünü açar açmaz ''anne enmanı mama yiicem'' dedi ama.. artık çok geçti:)

malzemeler:
3 su bardağı un
1 çay bardağı sıvıyağ
1 çay bardağı eritilmiş tereyağ
1 fincan süt
1 pk. kabartma tozu
elmalı harç için:
1 kg. elma
1 su bardağı şeker
1 çay bardağı iri dövülmüş ceviz
1/2 tatlı kaşığı tarçın
üzeri için:
1 çay bardağı pudra şekeri
hindistan cevizi
hazırlanışı: un, süt, sıvıyağ, tereyağ, kabartma tozunu karıştırıp yoğuruyoruz. hamurumuz hazır oldugunda ikiye bölüp bir parçasını 30 dk. kadar buzlukta bekletiyoruz. diğer parçasını merdane ile açıp tepsimize yerleştiriyoruz.
elmaları soyup rendeliyoruz ve yarısına şeker ilave ederek yumuşayana kadar pişiriyoruz. pişmemiş elma rendesi ile tarçın ve cevizide katarak karıştırıp tepsiye yerleştirdiğimiz hamurun üzerine seriyoruz.
buzluktaki hamurumuzu alıp rendenin iri tarafı ile tamamen kapanacak şekilde elmaların üzerine rendeliyoruz.
170 derece fırında altı üstü pembeleşene kadar pişiriyoruz. üzerine bolca pudra şekeri ve hindistan cevizi serperek servis ediyoruz.
Afiyet Olsun:)

24 Mart 2010 Çarşamba

sıkılıyorum...

aslında yapmam gereken o kadar çok işim var ki... 10 gün içerisinde hatmedilmeyi bekleyen 3 koca ders, bitirilmeyi bekleyen kurdela nakışlı havlu, başlanmayı bekleyen boncuk işleri, dip köşe temizlenmeyi bekleyen 100 m2lik bir ev, okunmayı bekleyen bir sürü kitap, kendisiyle oyun oynamam için gözümün içine bakan minicik bir prenses, ziyaret edilmeyi bekleyen birkaç güzel dost... ama... dedim ya... sıkılıyorum:(




















ne oldu, içiniz mi karardı? benim kaç sattir kararık ne olmuş yani!!!
P.S. bu postta bulunan fotoğrafların hiçbiri bana ait değil. kökenini merak ediyorsanız google'a sıkıldım, bunaldım, patladım gibi şeyler yazın karşınıza çıkacaktır:))  ...

sıkılıyorum...

aslında yapmam gereken o kadar çok işim var ki... 10 gün içerisinde hatmedilmeyi bekleyen 3 koca ders, bitirilmeyi bekleyen kurdela nakışlı havlu, başlanmayı bekleyen boncuk işleri, dip köşe temizlenmeyi bekleyen 100 m2lik bir ev, okunmayı bekleyen bir sürü kitap, kendisiyle oyun oynamam için gözümün içine bakan minicik bir prenses, ziyaret edilmeyi bekleyen birkaç güzel dost... ama... dedim ya... sıkılıyorum:(




















ne oldu, içiniz mi karardı? benim kaç sattir kararık ne olmuş yani!!!
P.S. bu postta bulunan fotoğrafların hiçbiri bana ait değil. kökenini merak ediyorsanız google'a sıkıldım, bunaldım, patladım gibi şeyler yazın karşınıza çıkacaktır:))  ...

21 Mart 2010 Pazar

Ulusal Fotoğraf Yarışması

İstanbul Arel Üniversitesi (ki ben böyle bir üniversitenin varlığından bugün haberdar oldum, ne kadar ayıp:) 2.ulusal fotoğraf yarışması düzenlemiş, katılmamak olmaz şimdi. en kısa zamanda arşiv karıştırılıp 4 fotoğraf hazırlanmalı -en fazla 4 fotoğraf ile katılabiliyormuşuz- ya da yeni fotoğraflar çekilmeli ve 24 Nisan'a kadar gönderilmeli. böylece kambersiz düğüne izin verilmemeli di mi ama:)
ben fotoğraf çekmeyi çok ama çok seviyorum, ancak bu konuda çok da amatörüm. deneyimli amatör mü deniliyor benim gibilere:)

fotoğraf konusu: serbest. istenilen arzu edilen her fotoğrafı gönderebilirmişiz. siyah-beyaz ya da renkli olması hatta fotoğrafın güzelleştirilmesi için herhangi bir programdan yardım alınıp efekt, ışık ayarı vs. uygulanması hiç sorun değil. ne güzel! haydi o zaman pammuk ellerimiz makinelere:)

ilgilenenler yarışma hakkında daha detaylı bilgi edinebilmek için buraya tıklayabilirler.

Ulusal Fotoğraf Yarışması

İstanbul Arel Üniversitesi (ki ben böyle bir üniversitenin varlığından bugün haberdar oldum, ne kadar ayıp:) 2.ulusal fotoğraf yarışması düzenlemiş, katılmamak olmaz şimdi. en kısa zamanda arşiv karıştırılıp 4 fotoğraf hazırlanmalı -en fazla 4 fotoğraf ile katılabiliyormuşuz- ya da yeni fotoğraflar çekilmeli ve 24 Nisan'a kadar gönderilmeli. böylece kambersiz düğüne izin verilmemeli di mi ama:)
ben fotoğraf çekmeyi çok ama çok seviyorum, ancak bu konuda çok da amatörüm. deneyimli amatör mü deniliyor benim gibilere:)

fotoğraf konusu: serbest. istenilen arzu edilen her fotoğrafı gönderebilirmişiz. siyah-beyaz ya da renkli olması hatta fotoğrafın güzelleştirilmesi için herhangi bir programdan yardım alınıp efekt, ışık ayarı vs. uygulanması hiç sorun değil. ne güzel! haydi o zaman pammuk ellerimiz makinelere:)

ilgilenenler yarışma hakkında daha detaylı bilgi edinebilmek için buraya tıklayabilirler.

20 Mart 2010 Cumartesi

Eşrefpaşalılar

''güzel mi değil mi, gitsem mi gitmesem mi'' diye düşünürken eşim biletleri elime tutuşturunca kendimi sinemada buldum:) iyi ki de gitmişim (hatta tekrar mı gitsem acaba diye düşünüyorum şu an:)) hem güldüm, hem ağladım, hem de birsürü şey öğrendim. ama doyamadım, umarım devamı gelir...

bu film bana neler öğretti biliyor musunuz:
*bir şeyi yapmaya karar verdiğimizde önümüze çıkan engellere takılmadan (ki bu engeller hakaret ya da tehdit boyutuna bile gelse!) devam etmek gerektiğini...
*itibarın dış görünüş ile değil yürek ve bilek ile kazanılabileceğini ve eğer post ile kazanılacak olsa en büyük itibarın ayılarda olması gerektiğini...
*kelebeklerin ömrünün neden 2 gün olduğunu...
*Abdulkadir Geylani'nin annesinden önce doğduğunu..:))
*birisini çok ama çok sevdiğimi ve onun kılına zarar gelse canımın çok feci yanacağını...(Allah ona uzun ömür versin.)
*güç için yaşayanların gerektiğinde gözlerini kırpmadan öldürebileceği gibi, erdem için yaşayanların da gerektiğinde gözlerini kırpmadan ölüme yürüyebileceğini...
*çiçeği görmemiş adamın çöldeki bahçıvanı tanımayacağını, anlamayacağını...
*küfürsüz ve belden aşağı laflar edilmeden de insanların doyasıya güldürülebileceğini...
*halen ailece şen kahkahalar atılarak izlenebilecek filmler olduğunu...
bir de eşrefpaşalıları tanıdım bu film sayesinde ve onları çok sevdim. hepsine burdan selam olsun!:) 

P.S. Yücel Arzen ve Devrim Gürenç'in seslendirdiği ve henüz albümü çıkmadığı için sadece filmde dinleyebildiğimiz ''içim yanıyor''adlı şarkıyı çok beğendim.

film özetine geçecek olursak;
İzmir Eşrefpaşa’dan gelip İstanbul’a yerleşmiş iki dosttan biri olan Tayyar (Hüseyin Soysalan), güç ve iktidar tutkusu ile büyük bir mafya lideri olurken; Davut (Turgay Tanülkü), küçük mahallesinde namusuyla kahvesini işletmektedir.
İkisi de aynı kadını sevmiştir fakat Madam Eleni (Sermin Hürmeriç) Davut’u sevmesine rağmen Tayyar ile evlenmek zorunda kalmıştır. Bir de kızı Duygu (Deniz Özpınar) dünyaya gelir. Fakat Tayyar, Madam’ın gönlünün Davut’ta olduğunu bildiğinden bunu sindiremeyip kızı ile birlikte Madam’ı ortada bırakır. Tayyar bir şekilde intikam alacaktır ve bunu Davut’un evlatlığı Nusret’i (Burak Tarık) kendi yoluna çekerek yapacaktır. Mahalle kabadayısı Nusret ise bir tarafta sevdiği kız, sevdiği insanlar; diğer tarafta ise para ve saltanat arasında kalır. Bu iki dünya arasında bocalarken mahallenin metruk camisine bir Hoca (Sinan Taymin Albayrak) tayin olur ve olayların seyri değişmeye başlar…