tv-sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tv-sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2012 Pazar

Fetih 1453


efektler etkileyici, senaryo ve oyuncular fena sayılmaz, yani filme harcanan vakit ve para boşuna değil. ama benim gibi filmden bir ''Fatih destanı'' bekleyenler için umut kırıcı.

bir kere ''Memet'' dedikleri insan Efendimiz(s.a.v.) tarafından -Konstantiniyye elbet birgün feth olunacaktir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, O'nun askeri ne güzel askerdir.- denilenek müjdelenmiş koskoca bir Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet'tir. ben açıkçası kendisini çok daha mübarek, gönlü iman dolu bekliyordum. beni şaşırttı.

sonra padişah eşi milletin arasında öyle- o kıyafetle (muhteşem yüzyıldaki kadınlar gibi) dolaşmaz, dolaşmıyordur herhalde, dolaşmamalı yani.

Akşemseddin dediğimiz zat Fatih'in yanından bir an olsun ayrılmıyor, padişah ona sormadan adım bile atmıyordu hani. filmdeki Akdede fetihten bir gün önce ancak yetişiyor. o da zavallım dişleri dökülmüş, ne dediği anlaşılmaz vaziyette. olmamış yani.

film boyunca en çok ''Hasan'' a üzüldüm. hani şu fetih sırasında Bizans surlarına sancağı ilk diken ''ulubatlı Hasan''. benim fikrimdeki o kahraman, gönlü iman dolu Hasan film boyunca tutturmuş bir -Era- peşinden ayrılmıyor, öpüyor kokluyor, hamile bile bırakıyor kızı, düşünün yani.. ah Hasan ah ben mi gözümde büyütmüşüm seni, yoksa senin kemiklerin mi sızlıyor filmde sana giydirilen profil yüzünden?

kafam kazan gibi filmden beri. yıllardır benim bildiğim Osmanlı'mı yanlıştı? tabii ki hayır. bu zamane filmleri bizi yanıltıyor. öyle değil mi??

***birileri bana içinden ''izlediğin sadece bir filmdi, illa gerçeği yansıtması gerekmiyor, senarist kendi kurgusunu kullanmış olabilir'' diyor galiba, duyuyorum:)

Fetih 1453


efektler etkileyici, senaryo ve oyuncular fena sayılmaz, yani filme harcanan vakit ve para boşuna değil. ama benim gibi filmden bir ''Fatih destanı'' bekleyenler için umut kırıcı.

bir kere ''Memet'' dedikleri insan Efendimiz(s.a.v.) tarafından -Konstantiniyye elbet birgün feth olunacaktir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, O'nun askeri ne güzel askerdir.- denilenek müjdelenmiş koskoca bir Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet'tir. ben açıkçası kendisini çok daha mübarek, gönlü iman dolu bekliyordum. beni şaşırttı.

sonra padişah eşi milletin arasında öyle- o kıyafetle (muhteşem yüzyıldaki kadınlar gibi) dolaşmaz, dolaşmıyordur herhalde, dolaşmamalı yani.

Akşemseddin dediğimiz zat Fatih'in yanından bir an olsun ayrılmıyor, padişah ona sormadan adım bile atmıyordu hani. filmdeki Akdede fetihten bir gün önce ancak yetişiyor. o da zavallım dişleri dökülmüş, ne dediği anlaşılmaz vaziyette. olmamış yani.

film boyunca en çok ''Hasan'' a üzüldüm. hani şu fetih sırasında Bizans surlarına sancağı ilk diken ''ulubatlı Hasan''. benim fikrimdeki o kahraman, gönlü iman dolu Hasan film boyunca tutturmuş bir -Era- peşinden ayrılmıyor, öpüyor kokluyor, hamile bile bırakıyor kızı, düşünün yani.. ah Hasan ah ben mi gözümde büyütmüşüm seni, yoksa senin kemiklerin mi sızlıyor filmde sana giydirilen profil yüzünden?

kafam kazan gibi filmden beri. yıllardır benim bildiğim Osmanlı'mı yanlıştı? tabii ki hayır. bu zamane filmleri bizi yanıltıyor. öyle değil mi??

***birileri bana içinden ''izlediğin sadece bir filmdi, illa gerçeği yansıtması gerekmiyor, senarist kendi kurgusunu kullanmış olabilir'' diyor galiba, duyuyorum:)

13 Kasım 2011 Pazar

Allah'ın Sadık Kulu sinemalarda


Haftasonu planlarını netleştirmemiş olanlar için iyi bir öneri. çoluk çocuk izlenebilecek, fedakarlığı, kadere itimadı, azmi ve daha birçok şeyi içinize işleyecek ''Bediüzzaman Said Nursi'' yi daha iyi tanıyabileceğiniz sakin- huzurlu dakikalar için..mutlaka izleyin derim.

Allah'ın Sadık Kulu sinemalarda


Haftasonu planlarını netleştirmemiş olanlar için iyi bir öneri. çoluk çocuk izlenebilecek, fedakarlığı, kadere itimadı, azmi ve daha birçok şeyi içinize işleyecek ''Bediüzzaman Said Nursi'' yi daha iyi tanıyabileceğiniz sakin- huzurlu dakikalar için..mutlaka izleyin derim.

21 Kasım 2010 Pazar

3 film

1-Transformers

 iyi bir aksiyon-bilim kurgu filmi. birşey kaçırmamak için başından sonuna kadar gözlerimi kırpmadan heyecanla izledim diyebilirim. benim puanım 10 üzerinden 9:)
 film içeriği için buraya tıklayabilirsiniz.

2-Neşeli Hayat
 türk komedisiyle bir türlü anlaşamayan ben Yılmaz Erdoğan'ın Neşeli Hayat'ını beğendim. yoksul insanların büyük dünyalarını izlerken bazen dertleniyor fakat çokça gülüyorsunuz. bazı sahneler kamufle edilirse ailece izlenebilir. Yılmaz Erdoğan'ın bir söyleşisinde Ömer Hayyam'dan alıntıladığı şu söz ise çok hoşuma gitti: “Yarım somunun var mı? Bir de küçücük evin.. Kimsenin kulu kölesi değil misin? En Neşeli Hayat senin!”
puanım:7/10  film içeriği için buraya

3- Ay lav yu

türk sinemasının vasat örneklerinden biri. kötü değil: vasat. bazen sıkıldım ama filmi yarım bırakacak kadar değil. yer yer kahkahalarda attım tabii. ince espriler yakalanmış kimi sahnelerde. hakkını yemeyeyim gözlerimin dolduğu bir sahne dahi oldu. eğer vaktiniz bolsa ve çerez niyetine izlenecek bir film arıyorsanız alternatif olabilir. benim puanım 5/10
film içeriği

 








3 film

1-Transformers

 iyi bir aksiyon-bilim kurgu filmi. birşey kaçırmamak için başından sonuna kadar gözlerimi kırpmadan heyecanla izledim diyebilirim. benim puanım 10 üzerinden 9:)
 film içeriği için buraya tıklayabilirsiniz.

2-Neşeli Hayat
 türk komedisiyle bir türlü anlaşamayan ben Yılmaz Erdoğan'ın Neşeli Hayat'ını beğendim. yoksul insanların büyük dünyalarını izlerken bazen dertleniyor fakat çokça gülüyorsunuz. bazı sahneler kamufle edilirse ailece izlenebilir. Yılmaz Erdoğan'ın bir söyleşisinde Ömer Hayyam'dan alıntıladığı şu söz ise çok hoşuma gitti: “Yarım somunun var mı? Bir de küçücük evin.. Kimsenin kulu kölesi değil misin? En Neşeli Hayat senin!”
puanım:7/10  film içeriği için buraya

3- Ay lav yu

türk sinemasının vasat örneklerinden biri. kötü değil: vasat. bazen sıkıldım ama filmi yarım bırakacak kadar değil. yer yer kahkahalarda attım tabii. ince espriler yakalanmış kimi sahnelerde. hakkını yemeyeyim gözlerimin dolduğu bir sahne dahi oldu. eğer vaktiniz bolsa ve çerez niyetine izlenecek bir film arıyorsanız alternatif olabilir. benim puanım 5/10
film içeriği

 








27 Ağustos 2010 Cuma

Willow

kociş hasta yatıyor, prensesse nihayet uykuya dalmışken bende bu filmi izledim. Willow benim gibi fantastik filmlerden hoşlananlar için iyi bir film. minik periler, iğrenç troyyler, cüceler, büyücüler vs.. aslında varolmayan bir sürü şey vardı flmde. ben yine de her sahneyi sanki gerçekmiş gibi heyecanla izledim. oldukça aksiyon dolu bir geceydi benim için anlayacağınız:)

hiç olmayacak şeylerin pesetmeyip sonuna kadar sabırla direnince (ancak filmlerde!) olacağını bir kez daha gördüm. filmin sonunda gözlerim doldu ama ağlamadım...

film hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler buradan buyursun.

Willow

kociş hasta yatıyor, prensesse nihayet uykuya dalmışken bende bu filmi izledim. Willow benim gibi fantastik filmlerden hoşlananlar için iyi bir film. minik periler, iğrenç troyyler, cüceler, büyücüler vs.. aslında varolmayan bir sürü şey vardı flmde. ben yine de her sahneyi sanki gerçekmiş gibi heyecanla izledim. oldukça aksiyon dolu bir geceydi benim için anlayacağınız:)

hiç olmayacak şeylerin pesetmeyip sonuna kadar sabırla direnince (ancak filmlerde!) olacağını bir kez daha gördüm. filmin sonunda gözlerim doldu ama ağlamadım...

film hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler buradan buyursun.

10 Ağustos 2010 Salı

bu diziyi bilen var mı?

bir zamanlar ''EL-CLONE'' isimli bir dizi vardı, Fasta çekiliyordu (ve anafikri her ne kadar saçma olsa da!) gerek mekan, gerek oyuncular, müzikler, danslar... hepsi harikaydı.
2000-2003 yılları arasında yayındaydı yanlış hatırlamıyorsam. ben diziyi türkiye'de seyretmedim. ama duyduğum kadarıyla star tv ''aşkın izinde'' ismiyle yayınlamış diziyi. ve sonra arşivinden bile silmiş. bilen, bulan varsa lütfen haber versin. bu aralar heryerde bu diziyi arıyorum.
 jade başrol oyuncularından, bakmayın böyle masum durduğuna, nasıl da dans ediyordu... onu kıskandığımı söylesem ayıp mı olur?:)


latifa; dizideki belkide tek masum güzel.. ve benim en sevdiğim karakter..
 said; işte o zamanlar beğendiğim karakterlerden biri daha..
sonuç olarak; diziyi izleyebileceğim adresi bilen, duyan ya da gören olursa lütfen bana bildirsin, lütfeeeeen!
p.s. bu müzik hep bana bu diziyi anımsatıyor.
http://fizy.com/#s/10p82f




bu diziyi bilen var mı?

bir zamanlar ''EL-CLONE'' isimli bir dizi vardı, Fasta çekiliyordu (ve anafikri her ne kadar saçma olsa da!) gerek mekan, gerek oyuncular, müzikler, danslar... hepsi harikaydı.
2000-2003 yılları arasında yayındaydı yanlış hatırlamıyorsam. ben diziyi türkiye'de seyretmedim. ama duyduğum kadarıyla star tv ''aşkın izinde'' ismiyle yayınlamış diziyi. ve sonra arşivinden bile silmiş. bilen, bulan varsa lütfen haber versin. bu aralar heryerde bu diziyi arıyorum.
 jade başrol oyuncularından, bakmayın böyle masum durduğuna, nasıl da dans ediyordu... onu kıskandığımı söylesem ayıp mı olur?:)


latifa; dizideki belkide tek masum güzel.. ve benim en sevdiğim karakter..
 said; işte o zamanlar beğendiğim karakterlerden biri daha..
sonuç olarak; diziyi izleyebileceğim adresi bilen, duyan ya da gören olursa lütfen bana bildirsin, lütfeeeeen!
p.s. bu müzik hep bana bu diziyi anımsatıyor.
http://fizy.com/#s/10p82f




7 Ağustos 2010 Cumartesi

sen ne biçim korku filmisin, beni hiç korkutamadın ki...

sadece makinada asılmayı bekleyen çamaşırlarımı asamadım senin yüzünden, bir de aynaya bakmayayım diye dişlerimi fırçalayamadım o kadar..:/
 
film özeti:

Okul dergisinin editörü Gökalp okulun ilk günlerinden itibaren okulun en güzel kızı Güldem’e aşıktır. Güldem için hikayeler yazan ve bu hikayeleri okulun çeşitli yerlerine bırakarak onun kalbini kazanmaya çalışan Gökalp bu amacına hiçbir zaman ulaşamaz ve birgün ardında gizemli bir mektup bırakarak intihar eder. Bir yıl sonra tam Gökalp’in ölüm yıldönümünde gizemli olaylar baş gösterir. Bu olaylardan sadece Güldem değil, Güldem’in etrafındakiler de etkilenmektedir. Erkek arkadaşı Ersin, en yakın arkadaşı Şebnem, kankası Ceyda, okul dergisinin editörü Umut, kameralarla öğrencileri gözetleyen Vedat Bey ve gaddar hoca Alparslan Bey da tehdit altındadır. Bir süre sonra gerçek ortaya çıkar, Gökalp’in hayaleti, intaharına neden olan herkesten intikam almaktadır. Hem de ÖSS’ye haftalar kala!

Yapım : 2004, Türkiye Tür : Fantastik / Gerilim / Korku
Yönetmen : Yağmur Taylan, Durul Taylan
Senaryo : Doğu Yücel
Oyuncular : Ahmet Mümtaz Taylan, Melisa Sözen, Hamdi Alkan, Burak Altay, Nehir Erdoğan, Deniz Akkaya, Ali Sunal, Sinem Kobal, Cem Kılıç
Yapımcı : Sinan Çetin
Görüntü Yönetmeni : Soykut Turan
Müzik : Kevin Moore
Süre : 2 saat

sen ne biçim korku filmisin, beni hiç korkutamadın ki...

sadece makinada asılmayı bekleyen çamaşırlarımı asamadım senin yüzünden, bir de aynaya bakmayayım diye dişlerimi fırçalayamadım o kadar..:/
 
film özeti:

22 Haziran 2010 Salı

Bir film önerisi: Pan's Labyrinth

İspanya'nın karanlık dönemlerini anlatan, peri masallarının hafifliği ile savaşın şiddetini aynı anda, aynı etkiyle bizlere yansıtan bir film.

film boyunca, kah periler aleminde düşler kuruyor, kah acımasız faşizmin kanlı görüntüleriyle savaşıyorsunuz.

bir de ''ne olursa olsun umudunuzu kaybetmeyin, eğer sonuna kadar mücadele ederseniz düşleriniz gerçek olur'' diyor Pan'ın Labirenti.

izlemeye değer bir film. ama şiddet sahneleri dolayısıyla +18 olduğunu unutmayalım, benden söylemesi:)

Filmin özeti:


1944 yılı İspanya'sında, sivil savaş kargaşası sona ermiş görünse de, Navarra'nın kuzeyindeki dağlık bölgelerde çatışmalar sürmektedir. Kendi hayal dünyasında yaşayan 10 yaşındaki Ofelia, hamile annesi Carmen'le birlikte, Navarra'ya, üvey babası Kaptan Vidal'in yanına gider.

Kaptan Vidal, faşist yönetimin emrinde çalışan ve sınırları isyancılardan temizlemekle görevli bir memurdur. Sert mizacı ve otoriter tavrı nedeniyle üvey babasıyla en ufak bir yakınlık kuramayan Ofelia, bir gün arka bahçelerinde, esrarengiz bir labirent keşfeder. Bu labirentin içinde tanıştığı, gövdesinin yarısı insan yarısı yaratık olan Pan'la yaşayacakları, Ofelia'nın bütün yaşamını değiştirecektir.
Yönetmen : Guillermo Del Toro
Senaryo :
Guillermo Del Toro  
Oyuncular:Ivana Baquero  , Doug Jones  , Ariadna Gil  , Roger Casamajor  , Cesar Vea , Sergi López  , Maribel Verdú

Bir film önerisi: Pan's Labyrinth

İspanya'nın karanlık dönemlerini anlatan, peri masallarının hafifliği ile savaşın şiddetini aynı anda, aynı etkiyle bizlere yansıtan bir film.

film boyunca, kah periler aleminde düşler kuruyor, kah acımasız faşizmin kanlı görüntüleriyle savaşıyorsunuz.

bir de ''ne olursa olsun umudunuzu kaybetmeyin, eğer sonuna kadar mücadele ederseniz düşleriniz gerçek olur'' diyor Pan'ın Labirenti.

izlemeye değer bir film. ama şiddet sahneleri dolayısıyla +18 olduğunu unutmayalım, benden söylemesi:)

Filmin özeti:

16 Mayıs 2010 Pazar

Open Range

western filmleriyle aram biraz limoni olsa da Kevin Costner için izledim Open Range(Uzak Ülke)'yi.  klasik kovboy-vahşi batı filmlerine göre daha sakin, daha az vurdulu-kırdılı olduğu için de pişman olmadım diyebilirim. ayrıca Kevin ile Robert Duwall çok ama çok iyi bir ikili olmuş, birbirlerini tamamlamışlar.
fakat yine de filmde birşeyler eksik gibi geldi bana, güzel bir müzik, etkileyici sözler ya da aşk... ne olduğundan emin değilim ama birşeyler eksik sanki.?

şimdi sizi film özetiyle başbaşa bırakıyorum ve ben çalışmaya geri dönüyorum. evet pazar günü açık havada dolaşmak varken ben eve iş getirdim ve bilgisayarımın başına geçmiş çalışıyorum:(

film özeti:
Charley Waite, Boss Spearman, 'Button' ve Mose Harrison geçmişlerinden kaçmaya çalışırlar ve sürülerini, kanunları doğanın koyduğu ve bir erkeğin sadece orada kendini özgür hissedebildiği açık araziye sürerler. Vahşi batının kanunlarıyla birbirine bağlı ve sadakat içindeki bu kovboylar, yaşamaya, gerçek değerleri ayakta tutmaya ve mümkün olduğunca şiddetten kaçmaya çalışırlar. Fakat zorbalığın ve korkunun hüküm sürdüğü bir sınır kasabası hayatlarını değiştirir, yeniden hareketli günlere dönmek zorunda kalırlar.
Tüm bu kargaşanın içinde, daima yalnız olan Charley'nin hayatında, tüm kalbini ve ruhunu etkileyen, cesur bir kadın olan Sue Barlow'la tanışınca hiç beklenmedik bir dönüş olur. Bu cesur adamlar kasabadaki zorbalara karşı bir savaşa girişince, kendi içlerindeki şeytana karşı da direnmek zorunda kalırlar.

Open Range

western filmleriyle aram biraz limoni olsa da Kevin Costner için izledim Open Range(Uzak Ülke)'yi.  klasik kovboy-vahşi batı filmlerine göre daha sakin, daha az vurdulu-kırdılı olduğu için de pişman olmadım diyebilirim. ayrıca Kevin ile Robert Duwall çok ama çok iyi bir ikili olmuş, birbirlerini tamamlamışlar.
fakat yine de filmde birşeyler eksik gibi geldi bana, güzel bir müzik, etkileyici sözler ya da aşk... ne olduğundan emin değilim ama birşeyler eksik sanki.?

şimdi sizi film özetiyle başbaşa bırakıyorum ve ben çalışmaya geri dönüyorum. evet pazar günü açık havada dolaşmak varken ben eve iş getirdim ve bilgisayarımın başına geçmiş çalışıyorum:(

film özeti:

28 Mart 2010 Pazar

Güneşi Gördüm

işte gözyaşlarıma hakim olamadığım bir film daha. kadro, oyunculuk, senaryo... hepsi çok iyi bence. film sıkmadan kendisini izlettiği gibi düşündürüyor da. gerçekten böyle mi oluyor, bu yaşananlar doğru mu dedirtiyor. hep ötelediğimiz, beğenmediğimiz, onlar kürt, hepsi pkk diye damgaladığımız insanların birçoğuna haksızlık ettiğimizi... insanın insandan ayrı düştüğünü, kardeşin kardeşe boş yere düşman olduğunu birkez daha farkettiriyor. 
filmde beni en çok etkileyen cümlelerden biri '' devletin başındakiler kavga ediyorken halk nasıl barış içerisinde yaşasın?!'' keşke birşeyler yapabilsek, keşke birbirimizi daha çok sevsek, önemsesek, kardeş olduğumuzun bilincinde olsak. doğudakinin derdi batıdakinin de derdi olsa... mutluluk hepimizin olsa...

film özeti:
Mayınların arasında, doğuda bir sınır köyü...

25 yıldır iki tarafın arasında kalan çaresiz insanlar...
Zorunlu göç uygulaması nedeniyle doğup büyüdükleri topraklardan, köklerinden ayrılmak zorunda kalan Altun aileleri, köklerinden koparak bir bilinmeze doğru yola çıkarlar.
Davut Altun, ailesiyle birlikte kaçak yollardan da olsa en kısa zamanda Norveç'e gitmeyi istemektedir. Haydar Altun ve ailesi içinse göç yolu İstanbul'a doğrudur...
Yolculuk başlamıştır...
Bitmek bilmez fıtınalardan geçip gelmiş, yollarını kaybetmiş, çaresizce bir çıkış arayan insanların, kendi güneşinden koparılmış ve geleceğin bilinmezliğinde kaybolmuş çocukların, bir göçün hikayesidir...
Her türlü ayrımcılığa ve ötekileştirmeye karşı duran, savaşın, kavganın, kendine benzemeyeni hor görmenin sorunun ta kendisi olduğunu söyleyen bu filmde anlatılan: hepimizin, memleketimizin, Türkiye'nin hikayesidir...


Güneşi Gördüm

işte gözyaşlarıma hakim olamadığım bir film daha. kadro, oyunculuk, senaryo... hepsi çok iyi bence. film sıkmadan kendisini izlettiği gibi düşündürüyor da. gerçekten böyle mi oluyor, bu yaşananlar doğru mu dedirtiyor. hep ötelediğimiz, beğenmediğimiz, onlar kürt, hepsi pkk diye damgaladığımız insanların birçoğuna haksızlık ettiğimizi... insanın insandan ayrı düştüğünü, kardeşin kardeşe boş yere düşman olduğunu birkez daha farkettiriyor. 
filmde beni en çok etkileyen cümlelerden biri '' devletin başındakiler kavga ediyorken halk nasıl barış içerisinde yaşasın?!'' keşke birşeyler yapabilsek, keşke birbirimizi daha çok sevsek, önemsesek, kardeş olduğumuzun bilincinde olsak. doğudakinin derdi batıdakinin de derdi olsa... mutluluk hepimizin olsa...

film özeti:

20 Mart 2010 Cumartesi

Eşrefpaşalılar

''güzel mi değil mi, gitsem mi gitmesem mi'' diye düşünürken eşim biletleri elime tutuşturunca kendimi sinemada buldum:) iyi ki de gitmişim (hatta tekrar mı gitsem acaba diye düşünüyorum şu an:)) hem güldüm, hem ağladım, hem de birsürü şey öğrendim. ama doyamadım, umarım devamı gelir...

bu film bana neler öğretti biliyor musunuz:
*bir şeyi yapmaya karar verdiğimizde önümüze çıkan engellere takılmadan (ki bu engeller hakaret ya da tehdit boyutuna bile gelse!) devam etmek gerektiğini...
*itibarın dış görünüş ile değil yürek ve bilek ile kazanılabileceğini ve eğer post ile kazanılacak olsa en büyük itibarın ayılarda olması gerektiğini...
*kelebeklerin ömrünün neden 2 gün olduğunu...
*Abdulkadir Geylani'nin annesinden önce doğduğunu..:))
*birisini çok ama çok sevdiğimi ve onun kılına zarar gelse canımın çok feci yanacağını...(Allah ona uzun ömür versin.)
*güç için yaşayanların gerektiğinde gözlerini kırpmadan öldürebileceği gibi, erdem için yaşayanların da gerektiğinde gözlerini kırpmadan ölüme yürüyebileceğini...
*çiçeği görmemiş adamın çöldeki bahçıvanı tanımayacağını, anlamayacağını...
*küfürsüz ve belden aşağı laflar edilmeden de insanların doyasıya güldürülebileceğini...
*halen ailece şen kahkahalar atılarak izlenebilecek filmler olduğunu...
bir de eşrefpaşalıları tanıdım bu film sayesinde ve onları çok sevdim. hepsine burdan selam olsun!:) 

P.S. Yücel Arzen ve Devrim Gürenç'in seslendirdiği ve henüz albümü çıkmadığı için sadece filmde dinleyebildiğimiz ''içim yanıyor''adlı şarkıyı çok beğendim.

film özetine geçecek olursak;
İzmir Eşrefpaşa’dan gelip İstanbul’a yerleşmiş iki dosttan biri olan Tayyar (Hüseyin Soysalan), güç ve iktidar tutkusu ile büyük bir mafya lideri olurken; Davut (Turgay Tanülkü), küçük mahallesinde namusuyla kahvesini işletmektedir.
İkisi de aynı kadını sevmiştir fakat Madam Eleni (Sermin Hürmeriç) Davut’u sevmesine rağmen Tayyar ile evlenmek zorunda kalmıştır. Bir de kızı Duygu (Deniz Özpınar) dünyaya gelir. Fakat Tayyar, Madam’ın gönlünün Davut’ta olduğunu bildiğinden bunu sindiremeyip kızı ile birlikte Madam’ı ortada bırakır. Tayyar bir şekilde intikam alacaktır ve bunu Davut’un evlatlığı Nusret’i (Burak Tarık) kendi yoluna çekerek yapacaktır. Mahalle kabadayısı Nusret ise bir tarafta sevdiği kız, sevdiği insanlar; diğer tarafta ise para ve saltanat arasında kalır. Bu iki dünya arasında bocalarken mahallenin metruk camisine bir Hoca (Sinan Taymin Albayrak) tayin olur ve olayların seyri değişmeye başlar…

Eşrefpaşalılar

''güzel mi değil mi, gitsem mi gitmesem mi'' diye düşünürken eşim biletleri elime tutuşturunca kendimi sinemada buldum:) iyi ki de gitmişim (hatta tekrar mı gitsem acaba diye düşünüyorum şu an:)) hem güldüm, hem ağladım, hem de birsürü şey öğrendim. ama doyamadım, umarım devamı gelir...

bu film bana neler öğretti biliyor musunuz:
*bir şeyi yapmaya karar verdiğimizde önümüze çıkan engellere takılmadan (ki bu engeller hakaret ya da tehdit boyutuna bile gelse!) devam etmek gerektiğini...
*itibarın dış görünüş ile değil yürek ve bilek ile kazanılabileceğini ve eğer post ile kazanılacak olsa en büyük itibarın ayılarda olması gerektiğini...
*kelebeklerin ömrünün neden 2 gün olduğunu...
*Abdulkadir Geylani'nin annesinden önce doğduğunu..:))
*birisini çok ama çok sevdiğimi ve onun kılına zarar gelse canımın çok feci yanacağını...(Allah ona uzun ömür versin.)
*güç için yaşayanların gerektiğinde gözlerini kırpmadan öldürebileceği gibi, erdem için yaşayanların da gerektiğinde gözlerini kırpmadan ölüme yürüyebileceğini...
*çiçeği görmemiş adamın çöldeki bahçıvanı tanımayacağını, anlamayacağını...
*küfürsüz ve belden aşağı laflar edilmeden de insanların doyasıya güldürülebileceğini...
*halen ailece şen kahkahalar atılarak izlenebilecek filmler olduğunu...
bir de eşrefpaşalıları tanıdım bu film sayesinde ve onları çok sevdim. hepsine burdan selam olsun!:) 

P.S. Yücel Arzen ve Devrim Gürenç'in seslendirdiği ve henüz albümü çıkmadığı için sadece filmde dinleyebildiğimiz ''içim yanıyor''adlı şarkıyı çok beğendim.

film özetine geçecek olursak;