günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2012 Pazartesi

CANININ PARÇASINI KREŞTE BIRAKAN ANNENİN DRAMI


iş mi şimdi bu! gözümden sakındığımı hiç mi hiç tanımadığım insanlara emanet etmek zorundayım. aylardır bunun sancısını çekerken, o büyük gün geldi çattı.

bu sabah ''haydi kreşe gidelim, biraz çabuk olun yoksa sizi bekliyemiycem, hadi ama hadiiii, anne yaa saçlarımı öğretmenim tarasa olmaz mı'' nidalarıyla gözlerini açan prenses bizi fenaca yanılttı.
daha kreşin kapısından girerken başladı trajedi. ayakkabılarını çıkarıp içeri girmesi gereken prenses vampir görmüş gibi arkasına -annesinin bacaklarına- yapıştı ve haaayyıııırrrr çığlıklarına başladı. -halbuki daha üç gün önce öğretmeniyle görüşmeye gitmiş ve zeynebin asla sesini yükselterek ağlamayacağını, ağlasa bile köşeye çekilip içli içli ağlayacağını söylemiştim. şimdi kadın hakkımda çok kötü şeyler düşünüyordur heralde? çocuğumun gerçek annesi olup olmadığım konusunda bile tereddüt yaşamış olabilir. öyle değil mi ya, çocuğun  annesi olsam onu tanır, nasıl tepki vereceğini bilirdim! -

çığlıklardan sonra  ben yumuşacık ses tonumla haydi annecim birlikte girip kreşi dolaşalım diyerek onu ikna ettim. kreşi dolaştık, öğretmeni ve arkadaşlarıyla, kurum sorumlusuyla, kreş müdiresi ile ve bilimum herkesle tanıştık. buraya kadar -elini bırakmamam şartıyla- bir sorun yok. ama artık sınıfa gidip eğitime-oyuna katılma zamanı geldi de geçti.

ama yok asla!  prenses buna hiç mi hiç yanaşmıyor. beynimin içinde adem amcanın sözleri çınlayıp duruyor. ''çocuk ağlaya ağlaya kreşe bırakılmaz. anne mutlaka çocuğuyla birlikte sınıfa gidip bir süre onunla vakit geçirmeli, sonra çocuğuna söyleyerek sınıf dışına çıkmalı ama her ihtimale karşı okul içerisinde bulunmalı ve çocuğu ona ihtiyaç duyduğunda annesinin yakınında bulunduğunu bilmeli.
tamam adem amca iyi hoş da ben prensesle sınıfa girdiğimde sınıftan dışarı çıkamıyorum. tam da senin söylediklerini yapmaya kararlıyım ama benim prenses buna hiç izin vermiyor. sınıf kapısından dışarı adım atacak olsam basıyor çığlığı. peki ben şimdi ne yapmalıyım?

derken prensesi alıp müdire hanımın odasına geliyorum. anlatıyorum, anlatmaya çalışıyorum ama yok, olmuyor, anlamıyor, anlamak istemiyor. artık ben de ağlamaklıyım, bir taraftan üzülüyorum bir taraftan sinirlenmeye başlıyorum. derken saate bir bakıyorum ki körolasıca geçmek bilmemiş. ve saatlerce güne giden kadınlar gibi müdire hanımın odasında oturuyor, muhabbet ediyoruz. keyfimiz yerinde yani. ama iş maksadını aştı, nasıl gidecek bu çocuk sınıfa derken ben babası geliyor beni almaya.

annecim artık ben işe gitmek zorrrr... derken bizim ''nerden geldiğine anlam veremediğim'' çığlıklar başlıyor. babası içeri girer girmez ben dışarı sıvışıyorum. şimdi akşama kadar böyle ağlıyacak diye düşünürken zeynebin sesi kesiliyor. acaba birşey mi oldu, çocuk tıkandı mı?? hayır hiçbirşey olmamış, babası beni işe bırakıp kendi işlerini de hallettikten sonra onu almaya gideceğini izah etmiş, bizim prenses de müdire hanımla sulu boya yapmaya gitmiş. şaka gibi:)

saat başı aradım, herşey yolunda diyor hep telefondaki  ses. ama içim fena, huzursuz. sanki öyle değilmiş gibi. beni kandırıyorlar mı yoksa? telefona istesem diyorum.. ama ya gerçekten herşey yolundaysa ve benim sesimi duyunca yoldan çıkarsa! en iyisi sabır. zaten son 1 saat.

akşamı 44 gözle bekliyorum:(

CANININ PARÇASINI KREŞTE BIRAKAN ANNENİN DRAMI


iş mi şimdi bu! gözümden sakındığımı hiç mi hiç tanımadığım insanlara emanet etmek zorundayım. aylardır bunun sancısını çekerken, o büyük gün geldi çattı.

bu sabah ''haydi kreşe gidelim, biraz çabuk olun yoksa sizi bekliyemiycem, hadi ama hadiiii, anne yaa saçlarımı öğretmenim tarasa olmaz mı'' nidalarıyla gözlerini açan prenses bizi fenaca yanılttı.
daha kreşin kapısından girerken başladı trajedi. ayakkabılarını çıkarıp içeri girmesi gereken prenses vampir görmüş gibi arkasına -annesinin bacaklarına- yapıştı ve haaayyıııırrrr çığlıklarına başladı. -halbuki daha üç gün önce öğretmeniyle görüşmeye gitmiş ve zeynebin asla sesini yükselterek ağlamayacağını, ağlasa bile köşeye çekilip içli içli ağlayacağını söylemiştim. şimdi kadın hakkımda çok kötü şeyler düşünüyordur heralde? çocuğumun gerçek annesi olup olmadığım konusunda bile tereddüt yaşamış olabilir. öyle değil mi ya, çocuğun  annesi olsam onu tanır, nasıl tepki vereceğini bilirdim! -

çığlıklardan sonra  ben yumuşacık ses tonumla haydi annecim birlikte girip kreşi dolaşalım diyerek onu ikna ettim. kreşi dolaştık, öğretmeni ve arkadaşlarıyla, kurum sorumlusuyla, kreş müdiresi ile ve bilimum herkesle tanıştık. buraya kadar -elini bırakmamam şartıyla- bir sorun yok. ama artık sınıfa gidip eğitime-oyuna katılma zamanı geldi de geçti.

ama yok asla!  prenses buna hiç mi hiç yanaşmıyor. beynimin içinde adem amcanın sözleri çınlayıp duruyor. ''çocuk ağlaya ağlaya kreşe bırakılmaz. anne mutlaka çocuğuyla birlikte sınıfa gidip bir süre onunla vakit geçirmeli, sonra çocuğuna söyleyerek sınıf dışına çıkmalı ama her ihtimale karşı okul içerisinde bulunmalı ve çocuğu ona ihtiyaç duyduğunda annesinin yakınında bulunduğunu bilmeli.
tamam adem amca iyi hoş da ben prensesle sınıfa girdiğimde sınıftan dışarı çıkamıyorum. tam da senin söylediklerini yapmaya kararlıyım ama benim prenses buna hiç izin vermiyor. sınıf kapısından dışarı adım atacak olsam basıyor çığlığı. peki ben şimdi ne yapmalıyım?

derken prensesi alıp müdire hanımın odasına geliyorum. anlatıyorum, anlatmaya çalışıyorum ama yok, olmuyor, anlamıyor, anlamak istemiyor. artık ben de ağlamaklıyım, bir taraftan üzülüyorum bir taraftan sinirlenmeye başlıyorum. derken saate bir bakıyorum ki körolasıca geçmek bilmemiş. ve saatlerce güne giden kadınlar gibi müdire hanımın odasında oturuyor, muhabbet ediyoruz. keyfimiz yerinde yani. ama iş maksadını aştı, nasıl gidecek bu çocuk sınıfa derken ben babası geliyor beni almaya.

annecim artık ben işe gitmek zorrrr... derken bizim ''nerden geldiğine anlam veremediğim'' çığlıklar başlıyor. babası içeri girer girmez ben dışarı sıvışıyorum. şimdi akşama kadar böyle ağlıyacak diye düşünürken zeynebin sesi kesiliyor. acaba birşey mi oldu, çocuk tıkandı mı?? hayır hiçbirşey olmamış, babası beni işe bırakıp kendi işlerini de hallettikten sonra onu almaya gideceğini izah etmiş, bizim prenses de müdire hanımla sulu boya yapmaya gitmiş. şaka gibi:)

saat başı aradım, herşey yolunda diyor hep telefondaki  ses. ama içim fena, huzursuz. sanki öyle değilmiş gibi. beni kandırıyorlar mı yoksa? telefona istesem diyorum.. ama ya gerçekten herşey yolundaysa ve benim sesimi duyunca yoldan çıkarsa! en iyisi sabır. zaten son 1 saat.

akşamı 44 gözle bekliyorum:(

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Ramazan'ın anımsattıkları

ramazan deyince aklıma Rabbe yakınlık geliyor..
O'nun yolunda adımlarımı daha dikkatli ve hızlı atmam gerektiğini anımsıyorum.
ne kadar da uyuşuğum bu konuda, ne kadar vurdumduymazım. sanki hiç ölmeyecekmişim, hiç hesaba çekilmeyecekmişim gibi...

sonra oruç geliyor;
açlık, susuzluk, yorgunluk derken nefsime düşkünlüğümü farkediyorum.
dört mevsim aç olanları düşünüyorum bir an, kendime soruyorum sonra, nasıl bu kadar bencil olabiliyorum?

namaz geliyor derken;
her daim başımın tacı etmem gereken namaz.. ne olur Allah'ım diyorum, ramazanın yüzü suyu hürmetine bu ibadeti yüreğime duyur, onu kıymetlendir..

iftar sofraları geliyor, dostlar, muhabbet.. nicedir görüşülmeyenlerle hasret gidermek, eskilerden ve yenilerden konuşmak. büyüklerin özlem gidermesi, küçüklerin birbirini tanıması...

ve teravih;
caminin havasını yudum yudum içe çekmek,  Rabbe yakın oldugunu bir daha hissetmek, beş vakit namazın o kadar da çok olmadığını, daha fazlasının da yapılabileceğini görmek..

sahur; gecenin bir yarısı, Yaradan'ın ''bana dua edin, icabet edeyim'' dediği anda derin uykudan sırf onun için uyanmak.. O'nun için bir gün daha aç susuz durmaya niyet etmek. caanım ramazan davullarının sesini işitip gülümsemek..

bir de Ramazan deyince benim aklıma ''Ramazana erişipte günahlarından arınmayanın burnu yere sürtülsün.'' hadisine muhatap olma ihtimalim geliyor ve korkuyorum, içim titriyor..

ne olur Allah'ım, ayların sultanı Ramazan'ın hürmetine kalplerimizi temizle, günahlarımızı affet, ibadetlerimizi yerine getirmede istek ve sabır ver, ve bu kutlu ayı tamamladığımızda kalplerimizi ve bedenlerimizi -yeniden doğmuş gibi- tertemiz et.. AMİN

Ramazan'ın anımsattıkları

ramazan deyince aklıma Rabbe yakınlık geliyor..
O'nun yolunda adımlarımı daha dikkatli ve hızlı atmam gerektiğini anımsıyorum.
ne kadar da uyuşuğum bu konuda, ne kadar vurdumduymazım. sanki hiç ölmeyecekmişim, hiç hesaba çekilmeyecekmişim gibi...

sonra oruç geliyor;
açlık, susuzluk, yorgunluk derken nefsime düşkünlüğümü farkediyorum.
dört mevsim aç olanları düşünüyorum bir an, kendime soruyorum sonra, nasıl bu kadar bencil olabiliyorum?

namaz geliyor derken;
her daim başımın tacı etmem gereken namaz.. ne olur Allah'ım diyorum, ramazanın yüzü suyu hürmetine bu ibadeti yüreğime duyur, onu kıymetlendir..

iftar sofraları geliyor, dostlar, muhabbet.. nicedir görüşülmeyenlerle hasret gidermek, eskilerden ve yenilerden konuşmak. büyüklerin özlem gidermesi, küçüklerin birbirini tanıması...

ve teravih;
caminin havasını yudum yudum içe çekmek,  Rabbe yakın oldugunu bir daha hissetmek, beş vakit namazın o kadar da çok olmadığını, daha fazlasının da yapılabileceğini görmek..

sahur; gecenin bir yarısı, Yaradan'ın ''bana dua edin, icabet edeyim'' dediği anda derin uykudan sırf onun için uyanmak.. O'nun için bir gün daha aç susuz durmaya niyet etmek. caanım ramazan davullarının sesini işitip gülümsemek..

bir de Ramazan deyince benim aklıma ''Ramazana erişipte günahlarından arınmayanın burnu yere sürtülsün.'' hadisine muhatap olma ihtimalim geliyor ve korkuyorum, içim titriyor..

ne olur Allah'ım, ayların sultanı Ramazan'ın hürmetine kalplerimizi temizle, günahlarımızı affet, ibadetlerimizi yerine getirmede istek ve sabır ver, ve bu kutlu ayı tamamladığımızda kalplerimizi ve bedenlerimizi -yeniden doğmuş gibi- tertemiz et.. AMİN

11 Mart 2012 Pazar

izin detayı;

izin 1: bandırma'dan sonra manyas kuş cennetine gidilip dürbün ile kuş seyri+piknik yapılır.

izin 2: bolca temizlik yapılır, özlenen mutfakla kavusulup pizza+kısır+elmalı pasta yapılıp çiğdem-çınar ikilisi misafir edilir.( maalesef yiyeceklerin fotosunu cekmeyi unutmusum.) ardından hep birlikte güne gidilip biraz da orda yenilip içilir:)

izin 3: sabah 2 kahve misafiri  ağırlanıp ardından eski iş arkadaşı esma+eymen ile buluşulup çook önceden verilmiş olan kumpir sözü gerçekleştirilir. çoluk çocuk  baharın keyfini çıkarmak adına çarşı-pazar gezilir.. tozulur.. minik prenses gün boyu annesini hiç üzmez ama dönüş yolunda dayanamaz uyuyuverir:)

izin 4: eskimeyen dost seçil ve oğluşu ömür misafir edilir. bolca sohbet ve kahkaha dolu görüşmeye doyulmayınca cuma tekrar buluşma kararı alınır.

izin 5: eski komşular ayşe+nagehan+esra ile kahvaltıda bulusulup akşam olup ceneler agrıyana dek sohbet edilip görüşülmeyen günlerin acısı çıkarılır:)

izin 6: tekrar seçil+ömür. bu defa anılardan değil gardroptan yanaydı sohbet. sagolsun manken oldu benim için secilim, uflayıp püflemeden sergiledi bana elbiselerini:)

izin 7: ailece kitap fuarı + yemek yaptık. güzel bir akşam oldu..

izin 8: yine temizlik ile kapanışı yapıyorum. yarın iş var. -malesef- olmasa da olur muydu ki?

izin detayı;

izin 1: bandırma'dan sonra manyas kuş cennetine gidilip dürbün ile kuş seyri+piknik yapılır.

izin 2: bolca temizlik yapılır, özlenen mutfakla kavusulup pizza+kısır+elmalı pasta yapılıp çiğdem-çınar ikilisi misafir edilir.( maalesef yiyeceklerin fotosunu cekmeyi unutmusum.) ardından hep birlikte güne gidilip biraz da orda yenilip içilir:)

izin 3: sabah 2 kahve misafiri  ağırlanıp ardından eski iş arkadaşı esma+eymen ile buluşulup çook önceden verilmiş olan kumpir sözü gerçekleştirilir. çoluk çocuk  baharın keyfini çıkarmak adına çarşı-pazar gezilir.. tozulur.. minik prenses gün boyu annesini hiç üzmez ama dönüş yolunda dayanamaz uyuyuverir:)

izin 4: eskimeyen dost seçil ve oğluşu ömür misafir edilir. bolca sohbet ve kahkaha dolu görüşmeye doyulmayınca cuma tekrar buluşma kararı alınır.

izin 5: eski komşular ayşe+nagehan+esra ile kahvaltıda bulusulup akşam olup ceneler agrıyana dek sohbet edilip görüşülmeyen günlerin acısı çıkarılır:)

izin 6: tekrar seçil+ömür. bu defa anılardan değil gardroptan yanaydı sohbet. sagolsun manken oldu benim için secilim, uflayıp püflemeden sergiledi bana elbiselerini:)

izin 7: ailece kitap fuarı + yemek yaptık. güzel bir akşam oldu..

izin 8: yine temizlik ile kapanışı yapıyorum. yarın iş var. -malesef- olmasa da olur muydu ki?

ömür biter de izin bitmez mi?

biter elbet, biter de insan ardından böylece bakakalır..
bir haftadır izinliydim. dolayısıyla bir haftadır prensesle bol bol vakit gecirdik, bol bol gezdik, misafir agırladık, oynadık, uyuduk, arkadaslarımızla beraber olduk. ama doyduk mu? asla!..

izin süresinde yapılanlara gecersek; o da yeni posta kalsa olur mu ki?

ömür biter de izin bitmez mi?

biter elbet, biter de insan ardından böylece bakakalır..
bir haftadır izinliydim. dolayısıyla bir haftadır prensesle bol bol vakit gecirdik, bol bol gezdik, misafir agırladık, oynadık, uyuduk, arkadaslarımızla beraber olduk. ama doyduk mu? asla!..

izin süresinde yapılanlara gecersek; o da yeni posta kalsa olur mu ki?

28 Aralık 2011 Çarşamba

anladım ki...

akşam eve gelip işi unuttuğumda, çalışmak o kadar da zor değilmiş...
hafta sonları çalışmadığımda gerçekten dinleniyormuşum...
iş dışında aslında bir sürü boş vaktim varmış...
çok erken ve fazla uyuyormuşum...
bazen çok gözüken paralar, emekle karşılaştırıldığında çook azmış...
yapamam sandığım şeyleri yapmam için iki şeye ihtiyacım varmış. ''başlamak ve sabretmek''

iki haftadır hem gündüz hem gece çalıştım, başladım, sabrettim ve bitirdim. ama çok yoruldum. bir daha yapar mıyım? -asla!-

anladım ki...

akşam eve gelip işi unuttuğumda, çalışmak o kadar da zor değilmiş...
hafta sonları çalışmadığımda gerçekten dinleniyormuşum...
iş dışında aslında bir sürü boş vaktim varmış...
çok erken ve fazla uyuyormuşum...
bazen çok gözüken paralar, emekle karşılaştırıldığında çook azmış...
yapamam sandığım şeyleri yapmam için iki şeye ihtiyacım varmış. ''başlamak ve sabretmek''

iki haftadır hem gündüz hem gece çalıştım, başladım, sabrettim ve bitirdim. ama çok yoruldum. bir daha yapar mıyım? -asla!-

20 Aralık 2011 Salı

sen de beni özlüyoy musun çok?

miniğin bir tanesi annesini çok özlüyormuş, okula gidince onun yüzünü düşünüyor aklına gelmeyince hep ağlıyormuş. gece annesi ona sarılıp yatınca bunları anlatmış. annesi ağlamış, minik ağlamış.

şimdi de ben ağlıyorum, hem o miniğe, hem onu bırakıp işe gitmek zorunda olan annesine, hem kendi miniğime, hem kendime... ağlıyorum işte, gündüz çalıştığım yetmiyormuş gibi, şimdi bu saatte desen çiziyor oluşuma, hasta, yorgun, uykusuz olsamda sabah oldugunda hepsini unutup işe gidecek oluşuma...

ağlıyorum, miniğimle doyasıya vakit geçiremeyişime, ona yetemeyişime..

ağlıyorum, ağlıyorum, onu çok özlüyorum. bana belli etmiyor ama o da beni böyle çok özlüyormu ki?..

sen de beni özlüyoy musun çok?

miniğin bir tanesi annesini çok özlüyormuş, okula gidince onun yüzünü düşünüyor aklına gelmeyince hep ağlıyormuş. gece annesi ona sarılıp yatınca bunları anlatmış. annesi ağlamış, minik ağlamış.

şimdi de ben ağlıyorum, hem o miniğe, hem onu bırakıp işe gitmek zorunda olan annesine, hem kendi miniğime, hem kendime... ağlıyorum işte, gündüz çalıştığım yetmiyormuş gibi, şimdi bu saatte desen çiziyor oluşuma, hasta, yorgun, uykusuz olsamda sabah oldugunda hepsini unutup işe gidecek oluşuma...

ağlıyorum, miniğimle doyasıya vakit geçiremeyişime, ona yetemeyişime..

ağlıyorum, ağlıyorum, onu çok özlüyorum. bana belli etmiyor ama o da beni böyle çok özlüyormu ki?..

6 Aralık 2011 Salı

arabası olmayanlar gezemez mi demiştiniz?

biz bunun koca bir yalandan ibaret oldugunu gecen pazar ispat ettik. ne arabasızlığa, ne soğuğa ne de çocuklu olmaya aldırmadık ve daha önce hiç gitmediğimiz bir yere ''iznik'' e gittik, sırf gezmek için.

açık konuşmak gerekirse baştan biraz tedirgindik, ya gezeceğimiz yerleri bulamazsak, ya sıkılırsak, ya üşürsek, ya zeynebin uykusu gelir ya da yorulursa, ya hasta olursa, bla bla bla.. tüm bu kara düşünceleri beynimizden attık, deneme cesaretini gösterdik.

sonuç mu? iyi ki yapmışız:)

yapmasaydık eğer

çini çarşılarındaki müthiş takıları, ev eşyalarını;

çini fırınlarını;
 minresi tamamen çini ile süslenmiş olan Yeşil Camii'yi;
iznik müzesini;

Ayasofya (kilise-müze) Camii'ni;
 İznik'in çalışkan çinicilerini;
güzel  evlerini;

 insana mecburi huzur yaşatan İznik Gölünü;
nasıl görecek, nasıl bilecektik?
dedim ya iyi ki gitmiş, görmüş bilmişiz. darısı başınıza;)


arabası olmayanlar gezemez mi demiştiniz?

biz bunun koca bir yalandan ibaret oldugunu gecen pazar ispat ettik. ne arabasızlığa, ne soğuğa ne de çocuklu olmaya aldırmadık ve daha önce hiç gitmediğimiz bir yere ''iznik'' e gittik, sırf gezmek için.

açık konuşmak gerekirse baştan biraz tedirgindik, ya gezeceğimiz yerleri bulamazsak, ya sıkılırsak, ya üşürsek, ya zeynebin uykusu gelir ya da yorulursa, ya hasta olursa, bla bla bla.. tüm bu kara düşünceleri beynimizden attık, deneme cesaretini gösterdik.

sonuç mu? iyi ki yapmışız:)

yapmasaydık eğer

çini çarşılarındaki müthiş takıları, ev eşyalarını;

çini fırınlarını;
 minresi tamamen çini ile süslenmiş olan Yeşil Camii'yi;
iznik müzesini;

Ayasofya (kilise-müze) Camii'ni;
 İznik'in çalışkan çinicilerini;
güzel  evlerini;

 insana mecburi huzur yaşatan İznik Gölünü;
nasıl görecek, nasıl bilecektik?
dedim ya iyi ki gitmiş, görmüş bilmişiz. darısı başınıza;)


9 Kasım 2011 Çarşamba

bayram o bayram ola

Gönüller sevgi ile dola
Tüm küsler barıştırıla
Umutlar yarıştırıla
Evler huzurla dola
Bayram işte o bayram ola

Büyüklerin eli öpüle
Hayır duaları alına
Ölmüşlere rahmet okuna
Kalanlara değer verile
Bayram işte o bayram ola

Çocuklar hep sevindirile
Bayramlıklar giyindirile
Güzel günlere girile
Avuç avuç sevgi verile
Bayram işte o bayram ola

Rahmet kapısından girile
Günahlar cümle siline
İlahi aşk koyup gönüle
Resulun ahlakı alına
Bayram işte o bayram ola

hergünümüzün bayram sevinci ile dolu olması dileğiyle. sevgiler...
not: fotoğraftakiler kim mi? en sevilenlerimin 3 tanesi, annem, prensesim ve yeğenim..

bayram o bayram ola

Gönüller sevgi ile dola
Tüm küsler barıştırıla
Umutlar yarıştırıla
Evler huzurla dola
Bayram işte o bayram ola

Büyüklerin eli öpüle
Hayır duaları alına
Ölmüşlere rahmet okuna
Kalanlara değer verile
Bayram işte o bayram ola

Çocuklar hep sevindirile
Bayramlıklar giyindirile
Güzel günlere girile
Avuç avuç sevgi verile
Bayram işte o bayram ola

Rahmet kapısından girile
Günahlar cümle siline
İlahi aşk koyup gönüle
Resulun ahlakı alına
Bayram işte o bayram ola

hergünümüzün bayram sevinci ile dolu olması dileğiyle. sevgiler...
not: fotoğraftakiler kim mi? en sevilenlerimin 3 tanesi, annem, prensesim ve yeğenim..

21 Ağustos 2011 Pazar

iftar, sahur, mutluluk üçlüsü

iftar için erik hoşafı;

sahur için lorlu biber;


mutluluk içinse... siz tahmin edin:)

iftar, sahur, mutluluk üçlüsü

iftar için erik hoşafı;

sahur için lorlu biber;


mutluluk içinse... siz tahmin edin:)

7 Ağustos 2011 Pazar

ramazanın en güzel yanları..

 ramazanın en güzel yanlarından biri manevi yaşantımızı kendiliğinden düzene sokuyor olması. onun bu huyunu çok ama çok seviyorum. ilk sahurdan itibaren ne oluyor nasıl oluyorsa namazdan aldığımız huzur artıyor, daha bir aşkla kılıyoruz. normalde sıkça fırsat bulamadığımız halde hergün düzenli bir şekilde kuran okuyor hale geliyoruz. gündüz oruç, akşamda iftar yorgunluğundan olsa gerek alışveriş merkezlerinde gezinmek yerine evde kalıp çay ya da meyve eşliğinde ailece vakit geçirir hale geliyoruz.

sonra iftarlar.. ramazanın en güzel yanlarından biri daha. 16 saat aç-susuz duran vücut akşam ezanını duyduğunda ister istemez sofrasında gördüklerine şükrediyor, sen bizi açlıkla terbiye etme Rabbim diyor. her daim dolabında bulunan yiyecek içeçeklerin aslında ne büyük nimet oldugunu işte o anda farkediyor. içtiği su öyle lezzetli geliyor ki hayret ediyor.
hele bir de iftar sofrasında sevdikleriyle beraberse insan, ramazanın kıymetini birkez daha anlıyor.

 etrafında herkes yiyip içerken aç susuz durmaya razı olan gönül, tüm bu güzellikleri düşündüğünde hamdediyor, şükrediyor...

ramazanın en güzel yanları..

 ramazanın en güzel yanlarından biri manevi yaşantımızı kendiliğinden düzene sokuyor olması. onun bu huyunu çok ama çok seviyorum. ilk sahurdan itibaren ne oluyor nasıl oluyorsa namazdan aldığımız huzur artıyor, daha bir aşkla kılıyoruz. normalde sıkça fırsat bulamadığımız halde hergün düzenli bir şekilde kuran okuyor hale geliyoruz. gündüz oruç, akşamda iftar yorgunluğundan olsa gerek alışveriş merkezlerinde gezinmek yerine evde kalıp çay ya da meyve eşliğinde ailece vakit geçirir hale geliyoruz.

sonra iftarlar.. ramazanın en güzel yanlarından biri daha. 16 saat aç-susuz duran vücut akşam ezanını duyduğunda ister istemez sofrasında gördüklerine şükrediyor, sen bizi açlıkla terbiye etme Rabbim diyor. her daim dolabında bulunan yiyecek içeçeklerin aslında ne büyük nimet oldugunu işte o anda farkediyor. içtiği su öyle lezzetli geliyor ki hayret ediyor.
hele bir de iftar sofrasında sevdikleriyle beraberse insan, ramazanın kıymetini birkez daha anlıyor.

 etrafında herkes yiyip içerken aç susuz durmaya razı olan gönül, tüm bu güzellikleri düşündüğünde hamdediyor, şükrediyor...