15 Mart 2010 Pazartesi

maklube

bu lezzet üstü lezzet yemeğin evsahibesi benim canım arkadaşım nagihan'dı bugün. sağolsun eski dostların tümüne haber verip bir buluşma sağladı ve bize enfes bir maklube hazırladı.
 öğrencilik yıllarımın en unutulmaz yemeği olan maklube dost sofralarının vazgeçilmezidir. o kibar kibar çatal bıçakla yemek zorunda olduğumuz yemeklerle arasında ölçülemez bir fark vardır. bir kere bu yemeği aynı sofrada ve dizdize yemek zorundasınız. ayrıca  yemeği, salatanızı, ve de yoğurdunuzu iki tarafınızdaki arkadaşınızla paylaştığınız için, hem samimiyetiniz hem de fedakarlık duygularınız artar. birinin konuştugunu herkes dinler maklube sofrasında, yani öyle grup halinde ayrı gayrı konuşmalara izin yoktur, muhabbetler topluca edilir. uzun lafın kısası; maklube dosttur, dostluktur... tatmayanın bir yanı eksiktir...

malzemeler: yarım kg. piliç göğüs
                   yarım kg.havuç
                   3 iri patates
                   1 fincan bezelye
                   3 su bardağı pirinç
     
hazırlanışı: pirinç bilinen pilav şeklinde pişirilir. tavuk, patates, havuç ayrı ayrı kızartılır. tüm malzemeler hazır olduktan sonra ayrı bir tencere (bu arada tencere tepsiye ters çevrilmeye uygun olmalıdır) içerisine doğranıp kızartılmış tavuk serilir. üzerine bir miktar pilav konulup kaşık yardımıyla iyice bastırılır (tencere tepsiye ters çevrileceği için malzemeler iyice bastırılıp birbirine yapıştırılmalıdır.) pilavdan sonra bir sıra patates+bir sıra pilav+bir sıra havuç-bezelye+bir sıra pilav olacak şekilde maklube hazırlanır ve tencere tepsinin tam ortasına ters çevrilir. maklubenin etrafı salata ve yoğurtla çevrelenir . afiyetle yenir.

maklube

bu lezzet üstü lezzet yemeğin evsahibesi benim canım arkadaşım nagihan'dı bugün. sağolsun eski dostların tümüne haber verip bir buluşma sağladı ve bize enfes bir maklube hazırladı.
 öğrencilik yıllarımın en unutulmaz yemeği olan maklube dost sofralarının vazgeçilmezidir. o kibar kibar çatal bıçakla yemek zorunda olduğumuz yemeklerle arasında ölçülemez bir fark vardır. bir kere bu yemeği aynı sofrada ve dizdize yemek zorundasınız. ayrıca  yemeği, salatanızı, ve de yoğurdunuzu iki tarafınızdaki arkadaşınızla paylaştığınız için, hem samimiyetiniz hem de fedakarlık duygularınız artar. birinin konuştugunu herkes dinler maklube sofrasında, yani öyle grup halinde ayrı gayrı konuşmalara izin yoktur, muhabbetler topluca edilir. uzun lafın kısası; maklube dosttur, dostluktur... tatmayanın bir yanı eksiktir...

malzemeler: yarım kg. piliç göğüs
                   yarım kg.havuç
                   3 iri patates
                   1 fincan bezelye
                   3 su bardağı pirinç
     
hazırlanışı: pirinç bilinen pilav şeklinde pişirilir. tavuk, patates, havuç ayrı ayrı kızartılır. tüm malzemeler hazır olduktan sonra ayrı bir tencere (bu arada tencere tepsiye ters çevrilmeye uygun olmalıdır) içerisine doğranıp kızartılmış tavuk serilir. üzerine bir miktar pilav konulup kaşık yardımıyla iyice bastırılır (tencere tepsiye ters çevrileceği için malzemeler iyice bastırılıp birbirine yapıştırılmalıdır.) pilavdan sonra bir sıra patates+bir sıra pilav+bir sıra havuç-bezelye+bir sıra pilav olacak şekilde maklube hazırlanır ve tencere tepsinin tam ortasına ters çevrilir. maklubenin etrafı salata ve yoğurtla çevrelenir . afiyetle yenir.

13 Mart 2010 Cumartesi

ilginç bardaklar

bugün temizlik günüm ve akşama da misafirim olduğu için arşivden birşeyler paylaştım sizinle, umarım beğenmişsinizdir. ilk fotoğraftaki ikinci yani alt kısmına kurabiye konulabilen fincan benim favorim:) nerede satıldığını söyleyebilecek olan var mı?

ilginç bardaklar

bugün temizlik günüm ve akşama da misafirim olduğu için arşivden birşeyler paylaştım sizinle, umarım beğenmişsinizdir. ilk fotoğraftaki ikinci yani alt kısmına kurabiye konulabilen fincan benim favorim:) nerede satıldığını söyleyebilecek olan var mı?

12 Mart 2010 Cuma

BÖ! 2010

nette sörf yaparken rastladım 2010 Blog Ödülleri'ne ve hemen katıldım bile. birçoğunuzun haberi vardır eminim ama benim gibi habersizler için kendimce bir bilgilendirme yapayım dedim.
katılmak için 5 aşamalı bir form doldurduktan sonra sitenize orada verilen bir html kodunu eklemeniz yeterli. bu projenin 3. yılıymış, yani 2008 ve 2009 yılların da da oylama sonucu her kategoride 3'er blog ödül almış, ödüllerin nasıl-nezaman-nerede verildiğinden haberim yok, değerinden de. açıkçası o kısım beni çok da fazla ilgilendirmiyor. bu kadar yeni bir blogla kazanma şansım epeyce düşük olsa gerek. ama olsun önemli olan yarışmak değil mi:))

haydi blog sahipleri, hepiniz katılın da yarışalım:))

ps.son katılım 30.mart.2010

BÖ! 2010

nette sörf yaparken rastladım 2010 Blog Ödülleri'ne ve hemen katıldım bile. birçoğunuzun haberi vardır eminim ama benim gibi habersizler için kendimce bir bilgilendirme yapayım dedim.
katılmak için 5 aşamalı bir form doldurduktan sonra sitenize orada verilen bir html kodunu eklemeniz yeterli. bu projenin 3. yılıymış, yani 2008 ve 2009 yılların da da oylama sonucu her kategoride 3'er blog ödül almış, ödüllerin nasıl-nezaman-nerede verildiğinden haberim yok, değerinden de. açıkçası o kısım beni çok da fazla ilgilendirmiyor. bu kadar yeni bir blogla kazanma şansım epeyce düşük olsa gerek. ama olsun önemli olan yarışmak değil mi:))

haydi blog sahipleri, hepiniz katılın da yarışalım:))

ps.son katılım 30.mart.2010

11 Mart 2010 Perşembe

Eylül

Türk klasiklerimizden olduğu için mutlaka okumalıyım diyerek aldığım, fakat okuduğum romanlar içerisinde beni bu derece sıkan ilk kitap Eylül. türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olduğu için olsa gerek pek açmadı. roman dediğin sürükleyici olmalı, bir solukta okunabilmeli değil mi? ben bu kitapta hiç adetim olmadığı halde bir çok paragrafı atlamak zorunda kaldım.
konusuna gelince; maalesef yine pek iç açıcı şeyler söyleyemeyeceğim. çok sevdiği kocasını aldatan bir kadın ve yakın arkadaşının karısına sevdalanmış bir adam. bu iki sevdalı bir türlü cesaret edemeyip bir araya gelemiyorlar ve en son köşkte çıkan bir yangında birlikte vefat ediyorlar. hepsi bu. inanın aralarda hiçbirşey yok.
okudukça değer yargılarımızla hiç örtüşmeyen aşk-ı memnu'yu hatırladım hep. oradada bihter kocasını aldatıyor, behlül amcasını ve bir türlü cesaret edip aşklarını itiraf edemiyorlar, çünkü gerçekten aşık değiller bence, öyle olsa gözleri kimseyi görmez, korku nedir bilmezlerdi...

yine de kimseyi yanıltmak istemem, sonuçta türk klasiklerine girmiş bir kitap. eğer bir arkadaşınızda var ve boş vaktinizde varsa alın okuyun derim. çünkü para vermeye ve özel zaman ayırmaya değmez (bence!)