kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2010 Çarşamba

Nana-Emile Zola

Roman, Fransa'da bir hayat kadınının oldukça sıradan, çirkin ve aşağılayıcı yaşam öyküsünü konu alıyor. henüz 18'ine bile basmamış çok güzel bir kadın olan Nana seçtiği hayat stili ile hem kendini hem de birlikte olduğu bir sürü erkeği -ve hatta onların ailelerini- perişan eder. güzelliğini kullanarak elde ettiği paralar ile lüks ve şatafat içinde bir ömür geçirirken çiçek hastalığına tutulup çirkinleşince sefalet içerisinde tek başına vefat eder.

dünya klasiklerine girmiş olduğu için merak edip aldım, yarıda bıraktıracak kadar sıkıcı bir kitap değil. fakat insanı etkileyen bir paragraf değil bir sözcük bile bulamadıgım için onu okumak için harcadığım zamanın israf oldugunu düşünmeden de edemedim açıkçası.

sonuç olarak; sırf klasik olduğu için kitaplığımda yer edicek ama bir daha elime alıp ta okumayı düşüneceğimi hiç sanmıyorum.

Nana-Emile Zola

Roman, Fransa'da bir hayat kadınının oldukça sıradan, çirkin ve aşağılayıcı yaşam öyküsünü konu alıyor. henüz 18'ine bile basmamış çok güzel bir kadın olan Nana seçtiği hayat stili ile hem kendini hem de birlikte olduğu bir sürü erkeği -ve hatta onların ailelerini- perişan eder. güzelliğini kullanarak elde ettiği paralar ile lüks ve şatafat içinde bir ömür geçirirken çiçek hastalığına tutulup çirkinleşince sefalet içerisinde tek başına vefat eder.

dünya klasiklerine girmiş olduğu için merak edip aldım, yarıda bıraktıracak kadar sıkıcı bir kitap değil. fakat insanı etkileyen bir paragraf değil bir sözcük bile bulamadıgım için onu okumak için harcadığım zamanın israf oldugunu düşünmeden de edemedim açıkçası.

sonuç olarak; sırf klasik olduğu için kitaplığımda yer edicek ama bir daha elime alıp ta okumayı düşüneceğimi hiç sanmıyorum.

17 Ekim 2010 Pazar

testlerle ''çocuğunuzun yeteneğini keşfedin''


anaokulu dergisi.com  talep formunu doldurup kargo bedelini ödemeyi kabul eden herkese Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskin'in bu kitabını hediye ediyormuş.  kitabın anneler için faydalı olacağını düşünüyorum. ben formu doldurup gönderdim bile:)

testlerle ''çocuğunuzun yeteneğini keşfedin''


anaokulu dergisi.com  talep formunu doldurup kargo bedelini ödemeyi kabul eden herkese Prof.Dr. Sabiha Paktuna Keskin'in bu kitabını hediye ediyormuş.  kitabın anneler için faydalı olacağını düşünüyorum. ben formu doldurup gönderdim bile:)

29 Mayıs 2010 Cumartesi

platonik aşk

Merdum-i dideme bilmem ne füsun etti felek
Gıryemi kıldı füsun eşkimi hun etti felek.
Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan;
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek.
                                                    (Y.S.S.)

yıllar sonra ilk kez bugün burada itiraf ediyorum: ben de platonik aşka tutuldum, hem de bundan tam 6 yıl önce. nasıl mı? anlatayım:

dershaneye gittiğim zamanlarda, bir tarih dersinde... öyle yakışıklı, öyle mert, öyle cesurdu ki, ona baktıkça içim akıyordu. tam benim istediğim gibi biriydi. imanı kuvvetli, sözü doğru, geçtiği yerde iz bırakan, insanları kendine hayran eden bir erkek.. eğer onunla evlenemezsem, oğlumun ismini mutlaka Yavuz koymalıyım ki onu hatırlayayım diyordum. evet ismi Yavuz'du... Yavuz Sultan Selim.

tarih öğretmenimiz onu, onun yıllarını öyle güzel anlatıyordu ki resmen aşık olmuştum evet... (aşkısı bak kızmana gerk yokmuş di mi, yabncı birine aşık olmamış karıcığın:) 

Yavuz Bahadıroğlu'nun bu kitabını görünce hemen o yıllar aklıma geldi ama bir şey daha itiraf etmeliyim ki: bu kitap hiç ama hiç etkileyici değil. tüm ansiklopedik bilgiyi veriyor Yavuz hakkında ama şöyle yürekte iz bırakan hiçbir şey yok. yok yok beğenmedim:(


platonik aşk

Merdum-i dideme bilmem ne füsun etti felek
Gıryemi kıldı füsun eşkimi hun etti felek.
Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan;
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek.
                                                    (Y.S.S.)

yıllar sonra ilk kez bugün burada itiraf ediyorum: ben de platonik aşka tutuldum, hem de bundan tam 6 yıl önce. nasıl mı? anlatayım:

dershaneye gittiğim zamanlarda, bir tarih dersinde... öyle yakışıklı, öyle mert, öyle cesurdu ki, ona baktıkça içim akıyordu. tam benim istediğim gibi biriydi. imanı kuvvetli, sözü doğru, geçtiği yerde iz bırakan, insanları kendine hayran eden bir erkek.. eğer onunla evlenemezsem, oğlumun ismini mutlaka Yavuz koymalıyım ki onu hatırlayayım diyordum. evet ismi Yavuz'du... Yavuz Sultan Selim.

tarih öğretmenimiz onu, onun yıllarını öyle güzel anlatıyordu ki resmen aşık olmuştum evet... (aşkısı bak kızmana gerk yokmuş di mi, yabncı birine aşık olmamış karıcığın:) 

Yavuz Bahadıroğlu'nun bu kitabını görünce hemen o yıllar aklıma geldi ama bir şey daha itiraf etmeliyim ki: bu kitap hiç ama hiç etkileyici değil. tüm ansiklopedik bilgiyi veriyor Yavuz hakkında ama şöyle yürekte iz bırakan hiçbir şey yok. yok yok beğenmedim:(


17 Mart 2010 Çarşamba

sema ve nur

sema ve nur; hz. mevlana ile bediüzzaman hazretlerinin eserlerinden alıntı yapılarak hazırlanmış bir kitap. iki ulu insan da belagat ustası, sözcüklerin tümü bu iki ustanın dilinden dökülünce şiire dönüşüyor sanki. insanı etkiliyor, yüreğinde biryerlerde kıpırdanmalar oluşturuyor. işte Mehmet Akar'ın yüreğimi kıpırdatan bu eserini canım komşum Ayşe sayesinde tanıdım ve okudum. Ayşe'cim çok teşekkür ederim.

kitaptan birkaç alıntı yapacak olursak;
  ''her ne var dünyada şerh eyler kalem;
   aşkı anlat derseniz çatlar o dem.
   aşkı tefsir et desek aciz beşer;
   aşkı tefsir etse ancak aşk der.'' hz.mevlana

 ''faniyim, fani olanı istemem.
  acizim, aciz olanı istemem.
  ruhumu Rahman'a teslim eyledim; gayr istemem.
  isterim fakat bir yar-ı baki isterim.
  hiç ender hiçim; fakat bu mevcudatı birden isterim.'' hz.bediüzzaman
    

sema ve nur

sema ve nur; hz. mevlana ile bediüzzaman hazretlerinin eserlerinden alıntı yapılarak hazırlanmış bir kitap. iki ulu insan da belagat ustası, sözcüklerin tümü bu iki ustanın dilinden dökülünce şiire dönüşüyor sanki. insanı etkiliyor, yüreğinde biryerlerde kıpırdanmalar oluşturuyor. işte Mehmet Akar'ın yüreğimi kıpırdatan bu eserini canım komşum Ayşe sayesinde tanıdım ve okudum. Ayşe'cim çok teşekkür ederim.

kitaptan birkaç alıntı yapacak olursak;
  ''her ne var dünyada şerh eyler kalem;
   aşkı anlat derseniz çatlar o dem.
   aşkı tefsir et desek aciz beşer;
   aşkı tefsir etse ancak aşk der.'' hz.mevlana

 ''faniyim, fani olanı istemem.
  acizim, aciz olanı istemem.
  ruhumu Rahman'a teslim eyledim; gayr istemem.
  isterim fakat bir yar-ı baki isterim.
  hiç ender hiçim; fakat bu mevcudatı birden isterim.'' hz.bediüzzaman
    

11 Mart 2010 Perşembe

Eylül

Türk klasiklerimizden olduğu için mutlaka okumalıyım diyerek aldığım, fakat okuduğum romanlar içerisinde beni bu derece sıkan ilk kitap Eylül. türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olduğu için olsa gerek pek açmadı. roman dediğin sürükleyici olmalı, bir solukta okunabilmeli değil mi? ben bu kitapta hiç adetim olmadığı halde bir çok paragrafı atlamak zorunda kaldım.
konusuna gelince; maalesef yine pek iç açıcı şeyler söyleyemeyeceğim. çok sevdiği kocasını aldatan bir kadın ve yakın arkadaşının karısına sevdalanmış bir adam. bu iki sevdalı bir türlü cesaret edemeyip bir araya gelemiyorlar ve en son köşkte çıkan bir yangında birlikte vefat ediyorlar. hepsi bu. inanın aralarda hiçbirşey yok.
okudukça değer yargılarımızla hiç örtüşmeyen aşk-ı memnu'yu hatırladım hep. oradada bihter kocasını aldatıyor, behlül amcasını ve bir türlü cesaret edip aşklarını itiraf edemiyorlar, çünkü gerçekten aşık değiller bence, öyle olsa gözleri kimseyi görmez, korku nedir bilmezlerdi...

yine de kimseyi yanıltmak istemem, sonuçta türk klasiklerine girmiş bir kitap. eğer bir arkadaşınızda var ve boş vaktinizde varsa alın okuyun derim. çünkü para vermeye ve özel zaman ayırmaya değmez (bence!)


Eylül

Türk klasiklerimizden olduğu için mutlaka okumalıyım diyerek aldığım, fakat okuduğum romanlar içerisinde beni bu derece sıkan ilk kitap Eylül. türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olduğu için olsa gerek pek açmadı. roman dediğin sürükleyici olmalı, bir solukta okunabilmeli değil mi? ben bu kitapta hiç adetim olmadığı halde bir çok paragrafı atlamak zorunda kaldım.
konusuna gelince; maalesef yine pek iç açıcı şeyler söyleyemeyeceğim. çok sevdiği kocasını aldatan bir kadın ve yakın arkadaşının karısına sevdalanmış bir adam. bu iki sevdalı bir türlü cesaret edemeyip bir araya gelemiyorlar ve en son köşkte çıkan bir yangında birlikte vefat ediyorlar. hepsi bu. inanın aralarda hiçbirşey yok.
okudukça değer yargılarımızla hiç örtüşmeyen aşk-ı memnu'yu hatırladım hep. oradada bihter kocasını aldatıyor, behlül amcasını ve bir türlü cesaret edip aşklarını itiraf edemiyorlar, çünkü gerçekten aşık değiller bence, öyle olsa gözleri kimseyi görmez, korku nedir bilmezlerdi...

yine de kimseyi yanıltmak istemem, sonuçta türk klasiklerine girmiş bir kitap. eğer bir arkadaşınızda var ve boş vaktinizde varsa alın okuyun derim. çünkü para vermeye ve özel zaman ayırmaya değmez (bence!)


24 Ocak 2010 Pazar

olmak cesareti

Ocak ayında 3. kitabımı da okuyup kitaplığıma geri koydum bile. önümüzdeki bir hafta içerisinde elime kitap almayı düşünmüyorum. photoshop çalışmalarıma öncelik vermem lazım bu aralar. ayrıca hazırlayıp yazmam gereken bir sürü de ders birikti. neyse kitaba geçecek olursak:
Olmak Cesareti, psikiyatrist Kemal Sayar'ın denemelerinden oluşan bir kitap. akıcılıktan ziyade okuyucuyu bilgilendirmeyi hedeflemiş sanki. deneme dediğin genelde yolda, ders arasında, bir fincan kahve ile rahatlıkla okunabilir, fakat bu kitap öyle değil, ne dediğini tam anlayabilmek için ciddi-sessiz bir zaman ayırmak gerekiyor. çok ilginç konuları da var, çok sıkıcı olanları da. tabii bu düşünceler kişiden kişiye değişir. okuyup görmek gerek.
kitap içerisinde en hoşlandığım paragraflardan biri:
''O halde, sen aşk için birşeyler yap. baksana herkes aşksızlıktan ağır ağır ölüyor. dünyalık biriktirmek telaşındaki adam, dinini öfkeden bir mızrak halinde başkalarının kalbine saplamak isteyen adam, evinde kocasıyla saatlerce Tv karşısında bir çift laf etmeden oturan kadın ve sokaklarda özgürce koşamadığı için meramını tv lehçesiyle anlatan çocuk: hepsi ağır ağır ölüyor. yeknesaklığın onulmaz kederi evleri, sokakları, meydanları çoktan işgal altına almış. insanlar matbuatın dillerine tutuşturduğu replikleri konuştuğu için oyun heyecansız devm ediyor. sen gel, aşk için birşeyler yap; bir haylazlık, bir yaramazlık yap, bu konuşmaya yüreğinin sesiyle katıl, metnin dışına çık, derin bir nefes al. aşk için birşeyler yap; bir yoksulu doyur, sevmediğin bir insana iyi günler dile, Tanrı'nın adını an ve dostlarını hatırla. ego adacığında bir Robinson olmayı bırak, sokağın sesiyle, kalabalığın uğultusuyla tanış ve gözgöze geldiğin her insana aşktan sözet.''

olmak cesareti

Ocak ayında 3. kitabımı da okuyup kitaplığıma geri koydum bile. önümüzdeki bir hafta içerisinde elime kitap almayı düşünmüyorum. photoshop çalışmalarıma öncelik vermem lazım bu aralar. ayrıca hazırlayıp yazmam gereken bir sürü de ders birikti. neyse kitaba geçecek olursak:
Olmak Cesareti, psikiyatrist Kemal Sayar'ın denemelerinden oluşan bir kitap. akıcılıktan ziyade okuyucuyu bilgilendirmeyi hedeflemiş sanki. deneme dediğin genelde yolda, ders arasında, bir fincan kahve ile rahatlıkla okunabilir, fakat bu kitap öyle değil, ne dediğini tam anlayabilmek için ciddi-sessiz bir zaman ayırmak gerekiyor. çok ilginç konuları da var, çok sıkıcı olanları da. tabii bu düşünceler kişiden kişiye değişir. okuyup görmek gerek.
kitap içerisinde en hoşlandığım paragraflardan biri:

20 Ocak 2010 Çarşamba

osmanlının yetimi BOSNA

Elif Şafak'ın Aşk adlı romanın okuduktan sonra acilen yeni bir kitaba başlama ihtiyacı hissettim. dün kitaplığımı şöyle bir gözden geçirirken Yaşar Danışmaz'ın Bosna kitabı takıldı gözüme. aslında 2007 de okumuştum ama tekrardan başlamak istredim. çok da iyi etmişim, iki gecede bitti bu kitapta.
bosna, öyle güzel hatıralarım var ki sende, tam 3 yılımı verdim sana, sense çook güzel anılar bıraktın bana. Rabbim nasip etse de bir daha ayak bassam toprağına, bu defa daha çok özen göstereceğim, daha bir ilgiyle izleyeceğim sokaklarını, nehirlerini, insanlarının yüzlerini...
gözüm yaşlı okudum bu kitabı, Bosna'ya olan sevdamdan olsa gerek hiç bitmesin istedim, her sayfasında ömrümün 3 yılının her gününü teker teker gezdim sanki. seni seviyorum bosna...

osmanlının yetimi BOSNA

Elif Şafak'ın Aşk adlı romanın okuduktan sonra acilen yeni bir kitaba başlama ihtiyacı hissettim. dün kitaplığımı şöyle bir gözden geçirirken Yaşar Danışmaz'ın Bosna kitabı takıldı gözüme. aslında 2007 de okumuştum ama tekrardan başlamak istredim. çok da iyi etmişim, iki gecede bitti bu kitapta.
bosna, öyle güzel hatıralarım var ki sende, tam 3 yılımı verdim sana, sense çook güzel anılar bıraktın bana. Rabbim nasip etse de bir daha ayak bassam toprağına, bu defa daha çok özen göstereceğim, daha bir ilgiyle izleyeceğim sokaklarını, nehirlerini, insanlarının yüzlerini...
gözüm yaşlı okudum bu kitabı, Bosna'ya olan sevdamdan olsa gerek hiç bitmesin istedim, her sayfasında ömrümün 3 yılının her gününü teker teker gezdim sanki. seni seviyorum bosna...

aşk

   ''AŞK'ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
       başlı başına bir dünyadır aşk.
        ya tam ortasındasındır, merkezinde,
              ya da dışındasındır, hasretinde...''

ne yazsam, nasıl yazsam bilmiyorum. Elif Şafak öyle bir konuşturmuş ki kalemini, artık bana susmak düşer. şiddetle tavsiye ettiğim, bir solukta okuyacağınız harika bir roman. iki aşk bir hikaye ile, iki hikaye ise bir aşkla yazılmış. okuyun, okuyun, okuyun...

aşk

   ''AŞK'ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
       başlı başına bir dünyadır aşk.
        ya tam ortasındasındır, merkezinde,
              ya da dışındasındır, hasretinde...''

ne yazsam, nasıl yazsam bilmiyorum. Elif Şafak öyle bir konuşturmuş ki kalemini, artık bana susmak düşer. şiddetle tavsiye ettiğim, bir solukta okuyacağınız harika bir roman. iki aşk bir hikaye ile, iki hikaye ise bir aşkla yazılmış. okuyun, okuyun, okuyun...