27 Ocak 2010 Çarşamba

şeffaf ekranlı bilgisayarlar







nette elimi kolumu sallayarak gezerken rastgeldim bu ilginç tasarımlı bilgisayarlara. edindiğim bilgilere göre Samsung üretmiş ama piyasaya sunmamış henüz. gerçi ben niye böyle birşey ürettiğini anlayabilmiş değilim ya neyse. tamam tasarım çok yaratıcı ama ne amaçla kullanılabilir ki bu şeffaflık? aklına bir fikir gelen varsa yazsın ne olur, gerçekten merak ettim yani.
       şimdi ben bu bilgisayarı kullanan birinin karşısına geçsem mesela, bir iş için bekliyor olsam, ekrana mı bakıyor bana mı anlayamam ve fena bozulurum:))

şeffaf ekranlı bilgisayarlar







nette elimi kolumu sallayarak gezerken rastgeldim bu ilginç tasarımlı bilgisayarlara. edindiğim bilgilere göre Samsung üretmiş ama piyasaya sunmamış henüz. gerçi ben niye böyle birşey ürettiğini anlayabilmiş değilim ya neyse. tamam tasarım çok yaratıcı ama ne amaçla kullanılabilir ki bu şeffaflık? aklına bir fikir gelen varsa yazsın ne olur, gerçekten merak ettim yani.
       şimdi ben bu bilgisayarı kullanan birinin karşısına geçsem mesela, bir iş için bekliyor olsam, ekrana mı bakıyor bana mı anlayamam ve fena bozulurum:))

soğuk bir kış günü

hava yine soğuk ve biz kızımla yine evdeyiz. çok soğuğu sevmiyorum ben, çok sıcağı da. keşke hep bahar olsa.. ama o zamanda kar ve denizi özlerim kesin:) en iyisi Allah bizi hiçbir mevsime hasret bırakmasın (amma orjinal bir dua oldu ya:)
geçen akşam kurs dönüşü dolmuşa yürürken ellerimin donma ihtimalini bile göze alarak boş durmayıp fotoğraf çektim, gerçi biraz titrek vaziyette oldugumdan çok iyi olmadılar ama yine de Bursaya bir daha kar yağar mı yağmaz mı bilinmez, en iyisi ben elimdeki kar fotoğraflarını sizinle paylaşayım. gerçi bir aksilik olmazsa pazar günü uludağ'a çıkmayı düşünüyoruz eşim ve arkadaşlarla, asıl kar fotoğrafı orda çekilir di mi ama? olsun yaaaa ben yine de elimdekileri size göstericeeeem:))


soğuk bir kış günü

hava yine soğuk ve biz kızımla yine evdeyiz. çok soğuğu sevmiyorum ben, çok sıcağı da. keşke hep bahar olsa.. ama o zamanda kar ve denizi özlerim kesin:) en iyisi Allah bizi hiçbir mevsime hasret bırakmasın (amma orjinal bir dua oldu ya:)
geçen akşam kurs dönüşü dolmuşa yürürken ellerimin donma ihtimalini bile göze alarak boş durmayıp fotoğraf çektim, gerçi biraz titrek vaziyette oldugumdan çok iyi olmadılar ama yine de Bursaya bir daha kar yağar mı yağmaz mı bilinmez, en iyisi ben elimdeki kar fotoğraflarını sizinle paylaşayım. gerçi bir aksilik olmazsa pazar günü uludağ'a çıkmayı düşünüyoruz eşim ve arkadaşlarla, asıl kar fotoğrafı orda çekilir di mi ama? olsun yaaaa ben yine de elimdekileri size göstericeeeem:))


25 Ocak 2010 Pazartesi

kalabalık misafir

ohhh bugünü de atlattım ya, artık misafirden korkmam herhalde. niye mi? çünkü bugün misafir sayısı konusunda rekorumu kırarak tam 20 misafiri yemekli ağırladım. sabah 08.00'de uyanıp hazırlıklara başladım, yemek- temizlik- zeynep üçgeninde telaşa kapılmak üzereydim ki canım arkadaşım Çiğdem yardımıma koştu. ve ben bugün zor günlerimde yanımda olabilecek dostlara sahip olduğum için bir kez daha şükrettim. Çiğdemcim, çalıştığın için iple çektiğin pazar gününü bana feda ettin, yoruldun, stresime ortak oldun. ne diyeyim, Allah razı olsun...
yemeğe gelince, öyle kalabalık bir menü hazırlamadım açıkçası, misafirlerimin hepsi diyete önem verilen çağda ve kız olunca yemeklerin artmasından korktum. iyiki de öyle yapmışım, çünkü tam  tahmin ettiğim gibi oldu:)
menüyü yazıcam ama üzülerek söylemek zorundayım ki malesef hiç fotoğraf çekemedim. o telaşe de aklıma gelmedi desem...:( ama ikinci kez pişirdiğimde söz fotoğrafları ekliycem.
menüm: yayla çorbası
            zeytinyağlı barbunya
            peynirli börek
            bol vitaminli salata
            sulu köfte
            pilav
            tulumba tatlısı (tatlılar eşimden, yani hazır:)
(aaa bu arada zeytinyağlı barbunya biraz artmıştı, unutmazsam yarın fotoğrafını çekip eklerim olur mu?)

kalabalık misafir

ohhh bugünü de atlattım ya, artık misafirden korkmam herhalde. niye mi? çünkü bugün misafir sayısı konusunda rekorumu kırarak tam 20 misafiri yemekli ağırladım. sabah 08.00'de uyanıp hazırlıklara başladım, yemek- temizlik- zeynep üçgeninde telaşa kapılmak üzereydim ki canım arkadaşım Çiğdem yardımıma koştu. ve ben bugün zor günlerimde yanımda olabilecek dostlara sahip olduğum için bir kez daha şükrettim. Çiğdemcim, çalıştığın için iple çektiğin pazar gününü bana feda ettin, yoruldun, stresime ortak oldun. ne diyeyim, Allah razı olsun...
yemeğe gelince, öyle kalabalık bir menü hazırlamadım açıkçası, misafirlerimin hepsi diyete önem verilen çağda ve kız olunca yemeklerin artmasından korktum. iyiki de öyle yapmışım, çünkü tam  tahmin ettiğim gibi oldu:)
menüyü yazıcam ama üzülerek söylemek zorundayım ki malesef hiç fotoğraf çekemedim. o telaşe de aklıma gelmedi desem...:( ama ikinci kez pişirdiğimde söz fotoğrafları ekliycem.
menüm: yayla çorbası
            zeytinyağlı barbunya
            peynirli börek
            bol vitaminli salata
            sulu köfte
            pilav
            tulumba tatlısı (tatlılar eşimden, yani hazır:)
(aaa bu arada zeytinyağlı barbunya biraz artmıştı, unutmazsam yarın fotoğrafını çekip eklerim olur mu?)

24 Ocak 2010 Pazar

olmak cesareti

Ocak ayında 3. kitabımı da okuyup kitaplığıma geri koydum bile. önümüzdeki bir hafta içerisinde elime kitap almayı düşünmüyorum. photoshop çalışmalarıma öncelik vermem lazım bu aralar. ayrıca hazırlayıp yazmam gereken bir sürü de ders birikti. neyse kitaba geçecek olursak:
Olmak Cesareti, psikiyatrist Kemal Sayar'ın denemelerinden oluşan bir kitap. akıcılıktan ziyade okuyucuyu bilgilendirmeyi hedeflemiş sanki. deneme dediğin genelde yolda, ders arasında, bir fincan kahve ile rahatlıkla okunabilir, fakat bu kitap öyle değil, ne dediğini tam anlayabilmek için ciddi-sessiz bir zaman ayırmak gerekiyor. çok ilginç konuları da var, çok sıkıcı olanları da. tabii bu düşünceler kişiden kişiye değişir. okuyup görmek gerek.
kitap içerisinde en hoşlandığım paragraflardan biri:
''O halde, sen aşk için birşeyler yap. baksana herkes aşksızlıktan ağır ağır ölüyor. dünyalık biriktirmek telaşındaki adam, dinini öfkeden bir mızrak halinde başkalarının kalbine saplamak isteyen adam, evinde kocasıyla saatlerce Tv karşısında bir çift laf etmeden oturan kadın ve sokaklarda özgürce koşamadığı için meramını tv lehçesiyle anlatan çocuk: hepsi ağır ağır ölüyor. yeknesaklığın onulmaz kederi evleri, sokakları, meydanları çoktan işgal altına almış. insanlar matbuatın dillerine tutuşturduğu replikleri konuştuğu için oyun heyecansız devm ediyor. sen gel, aşk için birşeyler yap; bir haylazlık, bir yaramazlık yap, bu konuşmaya yüreğinin sesiyle katıl, metnin dışına çık, derin bir nefes al. aşk için birşeyler yap; bir yoksulu doyur, sevmediğin bir insana iyi günler dile, Tanrı'nın adını an ve dostlarını hatırla. ego adacığında bir Robinson olmayı bırak, sokağın sesiyle, kalabalığın uğultusuyla tanış ve gözgöze geldiğin her insana aşktan sözet.''

olmak cesareti

Ocak ayında 3. kitabımı da okuyup kitaplığıma geri koydum bile. önümüzdeki bir hafta içerisinde elime kitap almayı düşünmüyorum. photoshop çalışmalarıma öncelik vermem lazım bu aralar. ayrıca hazırlayıp yazmam gereken bir sürü de ders birikti. neyse kitaba geçecek olursak:
Olmak Cesareti, psikiyatrist Kemal Sayar'ın denemelerinden oluşan bir kitap. akıcılıktan ziyade okuyucuyu bilgilendirmeyi hedeflemiş sanki. deneme dediğin genelde yolda, ders arasında, bir fincan kahve ile rahatlıkla okunabilir, fakat bu kitap öyle değil, ne dediğini tam anlayabilmek için ciddi-sessiz bir zaman ayırmak gerekiyor. çok ilginç konuları da var, çok sıkıcı olanları da. tabii bu düşünceler kişiden kişiye değişir. okuyup görmek gerek.
kitap içerisinde en hoşlandığım paragraflardan biri:

20 Ocak 2010 Çarşamba

osmanlının yetimi BOSNA

Elif Şafak'ın Aşk adlı romanın okuduktan sonra acilen yeni bir kitaba başlama ihtiyacı hissettim. dün kitaplığımı şöyle bir gözden geçirirken Yaşar Danışmaz'ın Bosna kitabı takıldı gözüme. aslında 2007 de okumuştum ama tekrardan başlamak istredim. çok da iyi etmişim, iki gecede bitti bu kitapta.
bosna, öyle güzel hatıralarım var ki sende, tam 3 yılımı verdim sana, sense çook güzel anılar bıraktın bana. Rabbim nasip etse de bir daha ayak bassam toprağına, bu defa daha çok özen göstereceğim, daha bir ilgiyle izleyeceğim sokaklarını, nehirlerini, insanlarının yüzlerini...
gözüm yaşlı okudum bu kitabı, Bosna'ya olan sevdamdan olsa gerek hiç bitmesin istedim, her sayfasında ömrümün 3 yılının her gününü teker teker gezdim sanki. seni seviyorum bosna...

osmanlının yetimi BOSNA

Elif Şafak'ın Aşk adlı romanın okuduktan sonra acilen yeni bir kitaba başlama ihtiyacı hissettim. dün kitaplığımı şöyle bir gözden geçirirken Yaşar Danışmaz'ın Bosna kitabı takıldı gözüme. aslında 2007 de okumuştum ama tekrardan başlamak istredim. çok da iyi etmişim, iki gecede bitti bu kitapta.
bosna, öyle güzel hatıralarım var ki sende, tam 3 yılımı verdim sana, sense çook güzel anılar bıraktın bana. Rabbim nasip etse de bir daha ayak bassam toprağına, bu defa daha çok özen göstereceğim, daha bir ilgiyle izleyeceğim sokaklarını, nehirlerini, insanlarının yüzlerini...
gözüm yaşlı okudum bu kitabı, Bosna'ya olan sevdamdan olsa gerek hiç bitmesin istedim, her sayfasında ömrümün 3 yılının her gününü teker teker gezdim sanki. seni seviyorum bosna...

aşk

   ''AŞK'ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
       başlı başına bir dünyadır aşk.
        ya tam ortasındasındır, merkezinde,
              ya da dışındasındır, hasretinde...''

ne yazsam, nasıl yazsam bilmiyorum. Elif Şafak öyle bir konuşturmuş ki kalemini, artık bana susmak düşer. şiddetle tavsiye ettiğim, bir solukta okuyacağınız harika bir roman. iki aşk bir hikaye ile, iki hikaye ise bir aşkla yazılmış. okuyun, okuyun, okuyun...

aşk

   ''AŞK'ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
       başlı başına bir dünyadır aşk.
        ya tam ortasındasındır, merkezinde,
              ya da dışındasındır, hasretinde...''

ne yazsam, nasıl yazsam bilmiyorum. Elif Şafak öyle bir konuşturmuş ki kalemini, artık bana susmak düşer. şiddetle tavsiye ettiğim, bir solukta okuyacağınız harika bir roman. iki aşk bir hikaye ile, iki hikaye ise bir aşkla yazılmış. okuyun, okuyun, okuyun...

16 Ocak 2010 Cumartesi

hindistan cevizli kalp kurabiye


malzemeler:
1 paket oda sıcaklığında margarin veya tereyağı
2 yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 paket kabartma tozu
4 su bardağı un
1 su bardağı hindistan cevizi
hazırlanışı: karıştırma kabına unu döküyoruz. tereyağını koyup yumurtaların bir tanesinin beyazını kenara ayırıyoruz. ( kurabiyemizin üzerine kullanmak için) diğer yumurtaları, toz şekeri, unu ve kabartma tozunu ekleyip kulak memesinden yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğuruyoruz.
tezgahın üzerine un serpip hamuru merdaneyle küçük parmak kalınlığında açıyoruz. kalp kalıp ile kesiyoruz. yumurta beyazını çatalla çırpıp fırçayla hamura sürüp her iki tarafını hindistan cevizine batırarak fırın tepsisine diziyoruz.
önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında yaklaşık 20-25 dk. pişiriyoruz. ılıkken servis ediyoruz.

afiyet olsun

hindistan cevizli kalp kurabiye


malzemeler:
1 paket oda sıcaklığında margarin veya tereyağı
2 yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 paket kabartma tozu
4 su bardağı un
1 su bardağı hindistan cevizi
hazırlanışı: karıştırma kabına unu döküyoruz. tereyağını koyup yumurtaların bir tanesinin beyazını kenara ayırıyoruz. ( kurabiyemizin üzerine kullanmak için) diğer yumurtaları, toz şekeri, unu ve kabartma tozunu ekleyip kulak memesinden yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğuruyoruz.
tezgahın üzerine un serpip hamuru merdaneyle küçük parmak kalınlığında açıyoruz. kalp kalıp ile kesiyoruz. yumurta beyazını çatalla çırpıp fırçayla hamura sürüp her iki tarafını hindistan cevizine batırarak fırın tepsisine diziyoruz.
önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında yaklaşık 20-25 dk. pişiriyoruz. ılıkken servis ediyoruz.

afiyet olsun

ıspanaklı pasta

bu tarif Oktay usta'nın ''Oktay Usta'yla lezzet yolculuğu'' isimli kitabından.  tadına bakmış olmasam ıspanak ve pastanın bu kadar güzel uyum sağlayacağına inanmazdım. mutlaka deneyin.;)


malzemeler:
3 adet yumurta
1 su bardağı toz şeker
1.5 su bardağı un
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1 paket toz şanti
1 su bardağı haşlanmış ıspanak püresi
1 su bardağı süt
kreması için:
2 su bardağı süt
1 çay bardağı toz şeker
3 çorba kaşığı un

hazırlanışı: yumurta ve şekeri mikserle karıştırıp köpürtüyoruz. ıspanak yapraklarını sıcak suya batırıp robotta püre haline getiriyoruz ve yumurtalı harcın üzerine alıyoruz. yavaş yavaş karıştırıyoruz. üzerine unu, vanilyayı, kabartma tozunu bir tel süzgeçten eleyip karışıma ilave ediyoruz. tahta kaşıkla çöktürmeden karıştırıyoruz. pasta kalıbına döküp önceden ısıtılmış 170 derecelik fırında yaklaşık 30-40 dk. pişiriyoruz. fırından çıkınca soğumaya bırakıyoruz. bir tencereye süt, şeker, un koyup çırpma teliyle karıştırarak pişiriyoruz. soğumaya bırakıyoruz. toz şantiyle soğuk sütü mikser ile çırpıp köpürtüyoruz. soğumuş olan kremaya iki kaşık koyup karıştırıyoruz. pasta kekini ikiye veya üçe bölüyoruz. ( ben ikiye böldüm) hazırladığımız kremadan sürüyoruz. en son katı koyduktan sonra elimizle biraz bastırıyoruz. bıçak ile kenarlarını düzeltiyoruz. çıkan parçaları robottan geçiriyoruz. pastamızı şantiyle kapladıktan sonra robottan çektiğimiz parçaları serpiyoruz. buzdolabında soğuttuktan sonra servis ediyoruz.

ıspanaklı pasta

bu tarif Oktay usta'nın ''Oktay Usta'yla lezzet yolculuğu'' isimli kitabından.  tadına bakmış olmasam ıspanak ve pastanın bu kadar güzel uyum sağlayacağına inanmazdım. mutlaka deneyin.;)


malzemeler:
3 adet yumurta
1 su bardağı toz şeker
1.5 su bardağı un
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1 paket toz şanti
1 su bardağı haşlanmış ıspanak püresi
1 su bardağı süt
kreması için:
2 su bardağı süt
1 çay bardağı toz şeker
3 çorba kaşığı un

yalancı arnavut böreği

bu böreğin tarifini eski komşum, canım dostum Feride'den almıştım. o gün bugündür birçok misafirime yaptım ve hepsinden güzel iltifatlar aldım sayesinde. arkadaşım, hayatıma öyle çok şey kattın ki, hakkını ödemem imkansız. bu böreği vesile ederek buradan sana çoook teşekkür ediyorum.

malzemeler:
24 adet milföy hamuru
3 adet yufka
kıyma, karabiber, tuz
2 yumurta sarısı
1 şişe soda
hazırlanışı:
börek tepsisi yağlandıktan sonra 12 adet milföy yanyana dizilir. üzerine 1.5 yufka gelişigüzel yerleştirilir. zeytinyağında kavrulmuş olan kıymaya karabiber ve tuz ilave edilerek iç harç hazırlanır. yufkaların üzerine kaşıkla dökülür. iç harcın üzerine kalan 1.5 yufka yerleştirildikten sonra 12 adet milföy dizilir. bıçak yardımıyla önce milföylerin hizasından (yani kare olacak şekilde), sonra da her bir milföy karesi ortadan ( üçgen olacak şekilde) güzelce kesilir. üzerine çırpılmış yumurta sarıları sürüldükten sonra şişe soda dökülüp 1 gece buzdolabında bekletilir. 180 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirilir. sıcak servis edilir.
not: bu malzemeler büyük fırın tepsisi içindir. midi ya da mini fırın tepsisi kullanacak olanlar milföy ve yufka ölçülerini azaltmalılar.

yalancı arnavut böreği

bu böreğin tarifini eski komşum, canım dostum Feride'den almıştım. o gün bugündür birçok misafirime yaptım ve hepsinden güzel iltifatlar aldım sayesinde. arkadaşım, hayatıma öyle çok şey kattın ki, hakkını ödemem imkansız. bu böreği vesile ederek buradan sana çoook teşekkür ediyorum.

malzemeler:
24 adet milföy hamuru
3 adet yufka
kıyma, karabiber, tuz
2 yumurta sarısı
1 şişe soda
hazırlanışı:
börek tepsisi yağlandıktan sonra 12 adet milföy yanyana dizilir. üzerine 1.5 yufka gelişigüzel yerleştirilir. zeytinyağında kavrulmuş olan kıymaya karabiber ve tuz ilave edilerek iç harç hazırlanır. yufkaların üzerine kaşıkla dökülür. iç harcın üzerine kalan 1.5 yufka yerleştirildikten sonra 12 adet milföy dizilir. bıçak yardımıyla önce milföylerin hizasından (yani kare olacak şekilde), sonra da her bir milföy karesi ortadan ( üçgen olacak şekilde) güzelce kesilir. üzerine çırpılmış yumurta sarıları sürüldükten sonra şişe soda dökülüp 1 gece buzdolabında bekletilir. 180 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirilir. sıcak servis edilir.
not: bu malzemeler büyük fırın tepsisi içindir. midi ya da mini fırın tepsisi kullanacak olanlar milföy ve yufka ölçülerini azaltmalılar.

nohut yemeği&bulgur pilavı

eşimin en sevdiği menülerden biri, nohut+pilav+ayran+turşu, bir de pulbiber döktük mü üzerine, deymeyin kocişimin keyfine:)

tarife gelecek olursak;
Bulgur pilavı
malzemeler: 2 su bardağı temizlenmiş, yıkanmış pilavlık bulgur
                        1 adet orta boy kuru soğan
                        1 kaşık salça
                        zeytinyağı, nane, pulbiber
                        yarım tavuk bulyon,tuz
                        3 su bardağı ılık su
hazırlanışı: yemeklik doğranmış olan soğan zeytinyağında hafif pembeleştirilir.salça ve bulgur eklenerek bir süre daha kavrulur. nane ve pul biber de serpildikten sonra suyu eklenir. bulyon ufalanır, tuz serpilir ve  kapağı kapatılarak kısık ateşte pişirilir.
(not: kuru soğan yerine taze soğan, ilave olarakda haşlanmış yeşil mercimek, havuç ve sarımsak eklenerek pilavı zenginleştirebilirsiniz. öylesi de harika oluyor, bir ara yapıp fotoğrafı paylaşırım;)


Nohut yemeği
malzemeler: 2 su bardağı nohut ( 1 gece suda bekletilmiş)
                       1 adet orta boy soğan
                       1 kaşık salça
                       zeytinyağı, tuz, su
hazırlanışı: yemeklik doğranmış olan soğan zeytinyağında hafif pembeleştirilir.salça ve nohut eklenerek bir süre daha kavrulur. az miktar tuz ile sıcak su eklenerek 40 dk kadar orta harlı ateşte düdüklüde pişirilir.

Afiyet olsun.

nohut yemeği&bulgur pilavı

eşimin en sevdiği menülerden biri, nohut+pilav+ayran+turşu, bir de pulbiber döktük mü üzerine, deymeyin kocişimin keyfine:)

tarife gelecek olursak;
Bulgur pilavı
malzemeler: 2 su bardağı temizlenmiş, yıkanmış pilavlık bulgur
                        1 adet orta boy kuru soğan
                        1 kaşık salça
                        zeytinyağı, nane, pulbiber
                        yarım tavuk bulyon,tuz
                        3 su bardağı ılık su
hazırlanışı: yemeklik doğranmış olan soğan zeytinyağında hafif pembeleştirilir.salça ve bulgur eklenerek bir süre daha kavrulur. nane ve pul biber de serpildikten sonra suyu eklenir. bulyon ufalanır, tuz serpilir ve  kapağı kapatılarak kısık ateşte pişirilir.
(not: kuru soğan yerine taze soğan, ilave olarakda haşlanmış yeşil mercimek, havuç ve sarımsak eklenerek pilavı zenginleştirebilirsiniz. öylesi de harika oluyor, bir ara yapıp fotoğrafı paylaşırım;)


Nohut yemeği
malzemeler: 2 su bardağı nohut ( 1 gece suda bekletilmiş)
                       1 adet orta boy soğan
                       1 kaşık salça
                       zeytinyağı, tuz, su
hazırlanışı: yemeklik doğranmış olan soğan zeytinyağında hafif pembeleştirilir.salça ve nohut eklenerek bir süre daha kavrulur. az miktar tuz ile sıcak su eklenerek 40 dk kadar orta harlı ateşte düdüklüde pişirilir.

Afiyet olsun.

15 Ocak 2010 Cuma

1 yaş sonrası çocuklar için haftalık menü

besin değerleri açısından dengeli bir dağılım yapılmış olan ''haftalık örnek menü'' annelere çok yardımcı olacak.
                                                       PAZARTESİ
sabah: 1 su br. süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 1-2 dilim tereyağlı-ballı ekmek
öğlen: kıymalı dolma, yoğurt, elma
ikindi: 1 kase muhallebi
akşam: kıymalı brokoli, makarna, taze portakal suyu
gece: süt

SALI
sabah: süt, yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 1-2 dilim ekmek, ceviz-bal
öğle: fırında patatesli köfte, pirinç pilavı, cacık, elma
ikindi. yoğurt, muz
akşam: kıymalı ıspanak, peynirli tepsi böreği, yaban mersini kompostosu
gece: süt



ÇARŞAMBA
sabah: süt, yumurta, 1 tatlı kaşığı labne peyniri, 1-2 dilim tereyağlı reçelli ekmek
öğle: kıymalı karnıbahar, bulgur pilavı, yoğurt, elma
ikindi: peynirli ev poğaçası, taze portakal suyu
akşam: fırın balık, patates püresi, salata, ekmek
gece: süt

PERŞEMBE
sabah: süt, 1 adet yumurta ile peynirli, sebzeli omlet, 1-2 dilim ekmek, fındık ezmesi
öğle: kıymalı yeşil mercimek, bulgur pilavı, yoğurt, elma
ikindi: muhallebi
akşam: kıymalı patates yemeği, bulgur pilavı, taze portakal suyu
gece: süt

CUMA
sabah:süt, yumurta, 1 dilim kaşar peyniri, 1-2 dilim cevizli ballı ekmek
öğle: et haşlama, fırın makarna, armut
ikindi: taze portakal suyu, üzümlü cevizli ev keki
akşam: kıymalı makarna, zeytinyağlı pırasa, yoğurt
gece:süt

CUMARTESİ
sabah: süt, yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 1-2 dilim ekmek, 1 tatlı kaşığı şokella
öğle: yayla çorbası, fırında tavuk but, pirinç pilavı, mandalina
ikindi: taze üzüm suyu, kaşarlı tost
akşam: kıymalı dolma, yoğurt, ayva tatlısı
gece: süt

PAZAR
sabah: süt, yumurta, 1 dilim kaşar peyniri, 1- 2 dilim tahin+pekmezli ekmek
öğle: ezogelin çorbası, fırında pirzola et, ekmek, kivi
ikindi: taze portakal suyu, fındıklı ev kurabiyesi
akşam: tavuklu şehriye çorbası, sebzeli tavuk sote, pirinç pilavı, elma
gece: süt

(kaynak: ''bebeğim ve biz'' dergisi, Ocak 2010 sayısı)

1 yaş sonrası çocuklar için haftalık menü

besin değerleri açısından dengeli bir dağılım yapılmış olan ''haftalık örnek menü'' annelere çok yardımcı olacak.
                                                       PAZARTESİ
sabah: 1 su br. süt, 1 yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 1-2 dilim tereyağlı-ballı ekmek
öğlen: kıymalı dolma, yoğurt, elma
ikindi: 1 kase muhallebi
akşam: kıymalı brokoli, makarna, taze portakal suyu
gece: süt

SALI
sabah: süt, yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 1-2 dilim ekmek, ceviz-bal
öğle: fırında patatesli köfte, pirinç pilavı, cacık, elma
ikindi. yoğurt, muz
akşam: kıymalı ıspanak, peynirli tepsi böreği, yaban mersini kompostosu
gece: süt


14 Ocak 2010 Perşembe

ooohhhh:)

bu nasıl başlık böyle demeyin sakın. aşağıdaki fotoğrafı görünce benim ilk tepkim derin bir ''oohhh'' çekmek oldu.
günlerden birgün bendeniz şööyle kaçamak bir zaman yaşamıştım. önce tek başıma markete gitmiş, boş boş dolaşmış, bir fast foodcuda pencere kenarında yağmuru izleyerek tonton döner yemiş, sonra da eve dönüp kendime bol köpüklü bir kahve ziyafeti vermiştim. ayaklarımı uzatıp kahvemi yudumlarken dergi okumak oldukça zevkliydi. hey gidi günler heyyy...

ooohhhh:)

bu nasıl başlık böyle demeyin sakın. aşağıdaki fotoğrafı görünce benim ilk tepkim derin bir ''oohhh'' çekmek oldu.
günlerden birgün bendeniz şööyle kaçamak bir zaman yaşamıştım. önce tek başıma markete gitmiş, boş boş dolaşmış, bir fast foodcuda pencere kenarında yağmuru izleyerek tonton döner yemiş, sonra da eve dönüp kendime bol köpüklü bir kahve ziyafeti vermiştim. ayaklarımı uzatıp kahvemi yudumlarken dergi okumak oldukça zevkliydi. hey gidi günler heyyy...

9 Ocak 2010 Cumartesi

iş,iş,iş...


bugün itibari ile 4. iş görüşmemi yapmış bulunmaktayım. benim açımdan şimdiye kadarkiler arasında en olumlusu. yani beni alsalar keşkeeee dediğim bir yer. ama karşı tarafı bilemem tabii. yalnız ilk defa ''iş tecrübeniz olmadığı için...'' diye sonuçlanmadı görüşme. değerlendirip biz sizi arayacağız dedi sayın yetkili. açıkçası pek ümidim yok... hayır hayır var. Allah'ım lütfennn ama lütfennn eğer benim için orada çalışmak hayırlıysa nasip et.
bu duygularımı neden buraya yazdım biliyor musunuz? siz ''amin'' deyin diye. biliyorum ki Allah bizim kendimiz için yaptığımız dualardan daha kolay kabul eder başkalarınız bizim için yaptıklarını.

iş,iş,iş...


bugün itibari ile 4. iş görüşmemi yapmış bulunmaktayım. benim açımdan şimdiye kadarkiler arasında en olumlusu. yani beni alsalar keşkeeee dediğim bir yer. ama karşı tarafı bilemem tabii. yalnız ilk defa ''iş tecrübeniz olmadığı için...'' diye sonuçlanmadı görüşme. değerlendirip biz sizi arayacağız dedi sayın yetkili. açıkçası pek ümidim yok... hayır hayır var. Allah'ım lütfennn ama lütfennn eğer benim için orada çalışmak hayırlıysa nasip et.
bu duygularımı neden buraya yazdım biliyor musunuz? siz ''amin'' deyin diye. biliyorum ki Allah bizim kendimiz için yaptığımız dualardan daha kolay kabul eder başkalarınız bizim için yaptıklarını.

7 Ocak 2010 Perşembe

yarın için menü planlarım

yarın görümcemin komşuları bana gelecekmiş. tabii hemen hazırlıklara başladım ben de, bir taraftan temizlik yaparken diğer taraftan aklımda menüler hazırlanıyor... unutmadan buraya yazmalıyım:

1.menü: sodalı börek                         
             rus salatası
             ıspanaklı pasta
             hindistan cevizli kurabiye

2.menü: yalancı arnavut böreği
             mevsim salata
             irmik tatlısı
             ıslak kek

3.menü: ıspanaklı kolay börek
             mercimek köftesi
             elmalı tatlı
             fındıklı kurabiye
           

yarın için menü planlarım

yarın görümcemin komşuları bana gelecekmiş. tabii hemen hazırlıklara başladım ben de, bir taraftan temizlik yaparken diğer taraftan aklımda menüler hazırlanıyor... unutmadan buraya yazmalıyım:

1.menü: sodalı börek                         
             rus salatası
             ıspanaklı pasta
             hindistan cevizli kurabiye

2.menü: yalancı arnavut böreği
             mevsim salata
             irmik tatlısı
             ıslak kek

3.menü: ıspanaklı kolay börek
             mercimek köftesi
             elmalı tatlı
             fındıklı kurabiye
           

6 Ocak 2010 Çarşamba

Mevlana'nın Güneşi


Mevlana Allah'a aşıktır aslında..Şems; onun sadece dostudur..olmazsa eksik kaldığı, yokluğunda ağladığı..

Tebriz'de doğmuştur,Şems..Baba Kemal'den ilim öğrenmiştir..hatta Mevalana'yla tanışacağına dair feyzi de bu ilim dostundan almıştır..güneştir aslında anlamı.."uçan güneş" lakabını da sonradan kazanmıştır..dünyanın her yanını dolaşıp, ilim irfan katipliği yaptığı için uçmak ona çok yakışmıştır..
dünya nimetlerini önemsememiş kendini dinine ve Allah'ına adamıştır..Haramdan sakınıp helale yönelmiştir..
"Bir zaman Rabbime, beni kendi velîleri arasına koyup onlara arkadaş et diye yalvarırdım. Bunun üzerine bir gece rüyâmda bana; "Seni bir velîye arkadaş edeceğiz." dediler..
bu cümleler kendi ağzından çıkmıştır ve Rum diyarına düşüp o zat'ı bulmayı amaçlamıştır..artık o gerçek dostu bulmanın zamanıdır..
yani;Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi..

Konya da bir kapı altına oturmuş Allahla iletişim kurmaya çalışırken, Mevlana öğrencileriyle tamda yanıbaşından geçmiştir..ve dostu tanımak zor değildir ya hani, dostun atının yanına gelip adını öğrenmek istemiştir..Mevlana bu nurlu zat'a bakıp ismini yinelemiştir..ve böyle başlamıştır,bir aşkın ilk harfleri yazılmaya..
o günden sonra birbirlerinden feyz alan iki insan iki katip iki veli olmuşlardır..zamanları ayrı geçmemiş,öğretecekleri anlatacakları bitmemiştir..
"Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled, onların hâllerini şöyle anlatır: "Ansızın Şems-i Tebrîzî hazretleri gelip babam ile görüştü. Babamın gölgesi, onun nûrunda yok oldu. Onlar birbirlerine öyle muhabbet gösterdiler ki, etraflarında kendilerinden başkasını görmüyorlardı. Şems-i Tebrîzî, babama mârifetten, Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına âit ince bilgilerden ve O'na muhabbetten bahsediyordu. Babam da bunları büyük bir haz ile dinliyordu.Eskiden herkes babama uyardı, şimdi ise, babam, Şems'e uyar oldu. Şems babamı muhabbete dâvet ettikçe, babam, Allahü teâlânın muhabbetinden yanıp kavrulurdu. Babam artık onsuz yapamıyor, yanından bir ân ayrılmıyordu. Bu şekilde aylarca sohbet ettiler. Böylece babam pek büyük mânevî derecelere yükseldi..."
böyleydi işte onların dostluğu..aşkları istekleri beklentileri bu kadardı..kendi dinlerini yaşıyorlar ve bunu insanlığa duyuruyorlardı..

fakat bir gün bu bağ, başkalarına ağır gelmeye başladı..o günden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı..Şems'in kulağına gelen bu fısıltılar,onu Şam'a gitmeye sevk etti..Mevlana dostunun gidişiyle kendi içine saklandı..o kadar özlüyordu ki bunu ifade etmesi zorlaşıyordu..ayrılık acısı tahammül edilemeyecek bir hale dönüşüyordu içinde..kalbinin acısıyla Şems için kasideler yazıyor bu ızdırabı dindiremiyordu..mektuplar yazıyor..Şems i görüp haber verecek olan kişilerin yolunu bekliyor,gördüm diyenlere varını yoğunu veriyordu..
"Bir defâsında birisi; "Şems-i Tebrîzî'yi Şam'da gördüm. Sıhhati yerindeydi." dedi. Mevlânâ, ona elinde bulunan ne varsa hepsini verdi. Orada bulunanlardan biri; "O, Şems-i Tebrîzî'yi görmedi. Yalan söylüyor" deyince, Mevlânâ da; "Ona verdiğim bu elbiseler, sevdiğimin yalan haberinin müjdesidir. Onun hakîkî haberini getirene canımı veririm." diye cevap verdi."
ve bir gün;
Mevlana dayanamayıp oğlu sultanveled'i Şam'a gönderir..ve Şamda bir han da karşılaşırlar..oğlu babasının her söylediğini harfiyen iletir ona..artık seni istemeyenler senden özür diliyor der..Şems büyük bir hasretle yeniden koyulur, Konya yollarına..Mevlana; Şems'i gördüğünde mutluluktan tarif edemeyeceği duygular yaşar..artık dost gelmiş yurduna konmuştur çünkü..
Şems; Konya eşrafının sevincine tanıklık edip Mevlana ile konuşmaya başlar der ki; "Benim bir serim (başım) bir de sırrım vardır. Başımı sana fedâ ettim. Sırrımı da oğlun Sultan Veled'e verdim. Eğer Sultan Veled'in, bin yıl ömrü olsa da hepsini ibâdetle geçirse, ona verdiğim sırra, yâni evliyâlıkta yükselmesine sebeb olduğum derecelere kavuşamaz." dedi.
o günden itibaren aralarındaki o bağ daha da güçlenecektir ve bulundukları yerden hiç çıkmayıp sohbetlerine devam edeceklerdir,bir saniyeleri bile ayrı geçmeyecektir..bu onlar için ayrılık demektir,aslında..bu onlar için bitmeyen bir hasret, bir daha kavuşmayı beklemek olacaktır..
çünkü bir gece Şems'i, Mevlana'nın güneşini ,çağırılar..bulundukları yerden dışarı çıktığı an(aralarındaki iletişimi kıskanan kimseler) öldürürler onu..Şems'in ölüm anında sesini duyan Mevlana oturduğu yerden kalkar ve dostun ;aşk'ın acısıyla oradan oraya koşturur.. fakat artık çok geçtir.. Şems; öldürülmüştür..cesedini bulamazlar..bir gece Sultan Veled'den yardım ister büyük dost Şems..kuyuda olduğunu ve bedeninin oradan alınarak defnedilmesini bildirir..o kuyuya vardıklarında muhterem Zat'ın cansız bedeniyle karşılaşırlar..ve oradan alıp Mevlana'nın medresesine defnederler..
bu aşk burada bitmemiştir aslında..aşk bitmez çünkü..Mevlana Şems'ine duyduğu dostlukla vefat etmiş,ondan öğrendikleriyle yaşayıp o noktaya gelmiştir..

peki bizler dost olabildik mi..sevebildik mi..canımızı hiçe sayıp birbirimizin kuyusunu kazmadan sıkıca sarılıp kenetlenip yaşayabildik mi..peki ya hangi dostumuz mezarımızın yanında bir toprak olmayı düşledi..düşünün bunları belki Şems kadar değil belki Mevlana kadar da değil..
ama Mevlana'nın oğlu Alaaeddin gibi hiç değil o; Şems'i öldüren yedi kişilik grubun içerisindeydi çünkü

"Eğer bir kimse bana âhiretim ile ilgili bir defâ iyilik edip, dünyâ ile ilgili binlerce kötülük etse, ben onun bir defâ yaptığı iyiliğe nazar ederim. Çünkü iyi ahlâk bunu icâbettirir." Şems-i Tebrizi..
 
(alıntı-Gayyor isimli yazarın 1 milyon kalem sitesindeki bir yazısıdır.)

Mevlana'nın Güneşi


Mevlana Allah'a aşıktır aslında..Şems; onun sadece dostudur..olmazsa eksik kaldığı, yokluğunda ağladığı..

Tebriz'de doğmuştur,Şems..Baba Kemal'den ilim öğrenmiştir..hatta Mevalana'yla tanışacağına dair feyzi de bu ilim dostundan almıştır..güneştir aslında anlamı.."uçan güneş" lakabını da sonradan kazanmıştır..dünyanın her yanını dolaşıp, ilim irfan katipliği yaptığı için uçmak ona çok yakışmıştır..
dünya nimetlerini önemsememiş kendini dinine ve Allah'ına adamıştır..Haramdan sakınıp helale yönelmiştir..
"Bir zaman Rabbime, beni kendi velîleri arasına koyup onlara arkadaş et diye yalvarırdım. Bunun üzerine bir gece rüyâmda bana; "Seni bir velîye arkadaş edeceğiz." dediler..
bu cümleler kendi ağzından çıkmıştır ve Rum diyarına düşüp o zat'ı bulmayı amaçlamıştır..artık o gerçek dostu bulmanın zamanıdır..
yani;Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi..

Konya da bir kapı altına oturmuş Allahla iletişim kurmaya çalışırken, Mevlana öğrencileriyle tamda yanıbaşından geçmiştir..ve dostu tanımak zor değildir ya hani, dostun atının yanına gelip adını öğrenmek istemiştir..Mevlana bu nurlu zat'a bakıp ismini yinelemiştir..ve böyle başlamıştır,bir aşkın ilk harfleri yazılmaya..
o günden sonra birbirlerinden feyz alan iki insan iki katip iki veli olmuşlardır..zamanları ayrı geçmemiş,öğretecekleri anlatacakları bitmemiştir..
"Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled, onların hâllerini şöyle anlatır: "Ansızın Şems-i Tebrîzî hazretleri gelip babam ile görüştü. Babamın gölgesi, onun nûrunda yok oldu. Onlar birbirlerine öyle muhabbet gösterdiler ki, etraflarında kendilerinden başkasını görmüyorlardı. Şems-i Tebrîzî, babama mârifetten, Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına âit ince bilgilerden ve O'na muhabbetten bahsediyordu. Babam da bunları büyük bir haz ile dinliyordu.Eskiden herkes babama uyardı, şimdi ise, babam, Şems'e uyar oldu. Şems babamı muhabbete dâvet ettikçe, babam, Allahü teâlânın muhabbetinden yanıp kavrulurdu. Babam artık onsuz yapamıyor, yanından bir ân ayrılmıyordu. Bu şekilde aylarca sohbet ettiler. Böylece babam pek büyük mânevî derecelere yükseldi..."
böyleydi işte onların dostluğu..aşkları istekleri beklentileri bu kadardı..kendi dinlerini yaşıyorlar ve bunu insanlığa duyuruyorlardı..

5 Ocak 2010 Salı

Güz Sancısı

Filmkolik mi oldum ne? dizi filmlerden sonra bu aralar tv de sinema filmlerini de kaçırmaz oldum. gündüzki koşturmacaların sonunda akşam ayaklarımı uzatıp geçiyorum tv'nin başına, şansıma her akşam bir film:) eşim de bana arkadaşlık ediyor sağolsun. zeynep mi? o da oyuncaklarıyla oynuyor yanımızda, tabii ben de sık sık ona katılmak zorunda kalıyorum ama olacak o kadar artık.
güz sancısı, ıssız adam ile aynı zamanda vizyona girmişti. ıssız adamı sinemada izledik ama güz sancısını izlemek taa bugüne kaldı.
film fena değildi, sürükleyici bir film ama öyle alıştığımız tarzda bir olay başlayıp bitmiyor. genel anlamda siyasi tarihin kısa ama önemli bir dönemini sade bir aşk hikayesiyle anlatıyor. neyse fazla uzatmıyayım, ilgilenenler alt kısımdan film özetini okuyabilirler.
son söz: izlemeye değer!
film özeti:
6-7 Eylül olaylarının karanlık gölgesinde yaşanan bir aşk hikayesi.
Cumhuriyet Türkiyesi’nin siyasi tarihinde yüzleşilmesi gereken bir başka utanç tablosu da 6-7 Eylül olaylarıdır.
Güz Sancısı; 6-7 Eylül 1955 tarihinde bir yalan haber üreterek İstanbul’da yaşayan Gayrimüslimlerin dükkanlarının yağmalandığı, kiliselerinin basılarak papazlarının öldürüldüğü, Rum ve Ermeni kadınlarına tevacüz edildiği ve saldırıların ardından binlerce azınlığın evlerini, dükkanlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldığı rezalet ve utanç tablosu bir ortamda milliyetçi, zengin bir toprak ağasının idealist oğlu olan Behçet ile karşı komşusu Rum Elena arasındaki aşkı ve o dönemim siyasi fikirleriyle iç hesaplaşmalarını anlatan bir sinema filmi.